Thursday, March 11, 2010

Archive for Temmuz, 2008

İstanbul’da Headbang Bir Başkadır

Posted by Patavatsz Kostebek On Temmuz - 31 - 2008

Metallica için her kim “artık çok yaşlandılar, eskisi gibi müzik yapamıyolarlar” gibi saçma sapan şeyler söylüyorsa bir kez daha düşünsün derim. Hatta iyice bir düşünsün. Hala inatla ve utanmadan aynı yorumu yapıyorsa, bir yerlerden 27.07.2008 Ali Sami Yen konserinin kayıtlarını bulsun ve izlesin; ondan sonra karar versin.

Şahsen ben inanılmaz memnun ayrıldım konserden. Hem performanslarından hem de sahne şovlarından çok etkilendim. Hele “One”ın başında öyle bir gösteri hazırlamışlardı ki, tüm izleyenleri coşturdular.

Saat 18.00 gibi girdim ben Ali Sami Yen’e. Pentagram başlamıştı o sırada. Henüz sahaiçi kalabalığına dalmak için erken olduğunu düşünüp, arkalardan izledim konseri. Konser esnasında uzun bir içecek kuyruğu bekleyişinden sonra bir de bira içebildim. Geçen sene de Rock’n Coke’ta canlı dinlemiştim Pentagram’ı. Sanki o zaman daha çok keyif almıştım. Bu sefer, belki de sahaiçi kalabalığı ile çevrilmediğim için gaza gelememiş olmamdan dolayı şarkılara eleştirel yaklaştığımı fark ettim. Şarkıları bana fazla anadolu geldi. Yok efendim “Şeytan bunun neresinde”  yok efendim “Hepsi bir hepsi Hak’tan” falan…

Ne biliyim yani Pentagram isimli bir metal grubundan beklenmemesi gereken şarkılar bence bunlar. Bir de “Uzun ince bir yoldayım” var tabi… İlk coverlandığı zaman çok orjinaldi belki ama artık o kadar çok bu ve benzeri şarkı var ki…

Pentagram konseri bittikten sonra yavaş yavaş önlere yaklaşıldı. Down konseri, biraz gaza getirmiş olsa da, sabırsızlığın artması nedeniyle fazla uzun geldi bünyeye.

Down konseri sonunda ise artık baya bir sahaiçindeydim ve artık içecek bir şey almak için büfeye gitmek imkansız bir hal almıştı. O kalabalığın içine girildi mi çıkılmamalı, çıkıldı mı bir daha da girilmemeli bence. Gerçi yapılabilir bu tabi ki ama hem aşırı zaman ve meşakat, hem de dönüşte arkadaşlarını bulamama ihtimali… Sonra başka insanların yanına yamanmaca… “Hep beraber eğlenelim, beni de sevin” durumu… Hiç gelemem yani öyle sıkıntıya!

Yarım saatten biraz fazla bir gecikmeyle de olsa sonunda beklenen an geldi. Ve “Babalar” çıktı sahneye. Genelde klasikleşmiş şarkılarını çaldılar. Hatta ilk albümden bile baya parça çaldılar ki ben aslında o albümden 1-2 şarkıdan fazla çalmazlar sanıyordum.

Sonrasını hatırlamıyorum, kendimden geçmişim. :P
Zaten herkes kendinden geçti. Dinleyiciler tüm şarkılara eşlik ediyordu(k) hatta gitar sololarını bile “dıbırıp bıbırıp” diye söylüyordu(k). Tabi bu müthiş ilgi ve katılımdan dolayı Metallica da mest oldu. Onlar bizi kendimizden geçirdiği kadar biz de onları kendilerinden geçirdik desek yeridir. Nası geçirdik.. ? :)
Sonuçta saatlerce ayakta durdum, zıpladım, türkülerden de çaldım, sahnelere çıkıp içtim oynadım ben, gönülden inandım…

Konser bitişinde Lars’ın bizzat kendi ağzından tekrar İstanbul’a gelme sözü çıktı. Artık parmaklarımızı çapraz yapıp bekleyeceğiz ve göreceğiz.

Yalnız bu sefer “yok ben gidemedim”, “yok bilet bulamadım” falan gibi bahanelere sığınmak yok. Hepiniz geleceksiniz, yoksa karışmam.

Burnum Omzunda…

Posted by Patavatsz Kostebek On Temmuz - 30 - 2008

Favori müzik gruplarıma artık bir yenisi daha eklendi: Sakin!

Onur Özdemir, Özdemir Dereli, Cenker Kökten ve Soner Özışıktan oluşan grubun geçmişi aslında çok öncelere dayanıyor. 1999 yılında Onur ve Özdemir’in biraraya gelerek kurdukları Sakin, yıllar içinde bazı kadro değişikliklerine sahne olmuş olsa da, sonunda ideal kadrosuna ulaşmış anlaşılan.

2006 yılına kadar verdikleri konserler, ufak kitleler tarafından tanınmalarına yardımcı olmuş. Ancak grubun web sitesinde de bahsettiğine göre 2006 yılı Sakin’in daha geniş kitleler tarafından duyulmaya başlandığı yıl olmuş. Daha sonra beste çalışmalarına da hız verip Mart 2008′de Rakun Müzik’ten “Hayat” adlı ilk albümünü çıkarmış.

Albümdeki tüm şarkıları dinledim. Hepsini de çok beğendim. Ama “Laleler Beyaz”, “Edepsiz Komedya” ve “Denek Hayatım” şarkılarının yeri apayrı. İsteyenler, albümdeki tüm şarkıları buradan indirebilirler. Ayrıca albümün ilk klibi de “Denek Hayatım” şarkısına çekilmiş ve şu anda yayındaymış. Sevdiğim şarkılardan biriyle başlamışlar kliplere, umarım böyle devam ederler.

Geçen Cumartesi (26.07) gecesi Studio Live’da sahne aldı Sakin. Kendilerini daha önce hiç canlı dinlememiştim. Ve haliyle bu ilk konserimde bir takım sorular vardı kafamda. Acaba gerçekten albümde dinlediğim kadar kaliteli bir müzik ve güzel bir ses dinleyebilecek miydim?

Oluyor çünkü bazen öyle… Ya mekanın ses sisteminden ya da grubun, stüdyodaki teknolojik imkanların desteğini alamadıkları zaman  aslında o kadar başarılı olamamasından kaynaklanan nedenler olabiliyor.

Sakin, kafamdaki bu tarz soruları sahneye çıkar çıkmaz silmeyi başardı. Hatta iki kez kısa süreli elektrik kesintisi olması ve jeneratörün devreye bir girip bir çıkmasına rağmen, çok güzel bir konser oldu. Bir de İstanbul’un her yerinde yaşanabilecek türden bu aksilik olmasaydı eminim ki tam anlamıyla süper bir konser olacaktı. Hem çok başarılı bir ses ve güçlü bir ses, hem çok yetenkli grup üyeleri, hem de çok canlı(!) bir sahne performansı… Daha ne ister ki bir müziksever?

Öyle sanıyorum ki bundan sonra Sakin’i ve özellikle de canlı performanslarını çok yakından takip edeceğim. Ve inatla herkese tavsiye edeceğim.

Size de tavsiye ederim…

Üstüme İyilik Fitnes

Posted by Patavatsz Kostebek On Temmuz - 22 - 2008

“Lüküs Hayat” la tanıdım onu. Hep şen kahkahalar atar, kahkahalarına bizi de katardı.

54 yıl boyunca sahnelerde olmak, 250′den fazla tiyatro oyununda, 100′e yakın sinema filminde oynamak… Ve hayatının son günlerine kadar “dimdik” ayakta durabilmek…

Son dönemlerde dizilerde de oynamıştı Suna Pekuysal. Kendisini en son “Ekmek Teknesi”nde Selvi Hala rolüyle izlemiştim. Elinde baston kovalayıp dururdu mahallenin fırıldaklarını.

Bir de “Boş Gezen ve Kalfası” adlı dizi vardı. Ferhan Şensoy ve Rasim Öztekin oynardı başrollerde. Suna Pekuysal da Fitnes Teyze’yi canlandırırdı. Mahallenin dedikoducu teyzesiydi. Balkonda oturur, herkese laf yetiştirirdi. Bir tek Ferhan Şensoy ona cevap verir, taşı gediğine koyardı. İşte öyle durumlarda Suna Pekuysal “Aaa.. Üstüme iyilik fitnes!” der, başını çevirirdi.

Şimdi hatırlayınca bile yüzüm güldü. Sen bizi güldürdün Suna Pekuysal, Allah da seni güldürür, mekanını cennet eder inşallah.

Başımız sağ olsun.

One Two Three Forrov

Posted by Patavatsz Kostebek On Temmuz - 20 - 2008

Bu İbo’nun ingilizce sevdası beni öldürecek yakında.

İlk “one two three forrov” şarkısını söylediği günlerde gülüyordum kendisine. Sırf ben değil cümle alem gülüyordu. Hatta sırf dalga geçmek için şarkıyı dinleyen insanlar vardı. Sonra o insanlar, şarkıyı ezberlediler ve her dinlediklerinde eğlenir oldular. Çeşitli mekanlarda, ki bunlar gayet lüks mekanlardı, bu şarkı ve İbo’nun “müthiş” ingilizcesi, döne döne ve bangır bangır çalar oldu.

İbo da sandı ki iyi ve doğru bir şey yapıyor; sabah akşam ingilizce benzeri laflar gevelemeye başladı. Hatta tuttu “one two three forrov” u programının jenerik müziği yaptı. Artık İbo’yu tutabilene aşk olsun.

Ah be İbo kardeş, Türkçe’nden ne hayır gördük ki bir de İngilizce’n çıktı başımıza. Bir bu eksikti.

Fatih Hoca da bir ara merak salmıştı İngilizce’ye hatırlarsınız. Hatta çok derin felsefi laflar bile etmişti kendini tutamayıp. “Something happened. Everything is something happened.” laflarının altında Fatih Hocanın içindeki büyük filozoftan(!) izlerin bulunduğunu sanırım herkes kabul edecektir.

Ama Fatih Hoca akıllı adam. Anladı henüz canlı yayınlarda, basın toplantılarında konuşacak kadar ingilizceye hakim olmadığını, sustu.

Bakalım İbo ne zaman anlayacak?

Not: Fatih Hoca’nın ingilize yaptığı basın toplantısını henüz izlememiş olanlar ya da tekrar tekrar izlemek isteyenler buradan videoya ulaşabilirler.

Cem Adrian Çubuklu Hayal’deydi

Posted by Patavatsz Kostebek On Temmuz - 19 - 2008

Dün gece Çubuklu Hayal Kahvesi’ndeydim.

Oraya gitmeyi her zaman sevmişimdir. İstinye’den tekneye binmek, eğlence öncesi güzel bir deniz turu yapabilmek… Eğer boşsa, teknedeki köşe koltuğu seçer, arkama yaslanırım. Yüzüme, denizden gelen yumuşak esinti çarpar. Hafif hafif sallanan teknede İstanbul’un güzelliğine dalar, teknenin Hayal Kahvesi’ne yaklaşmaya başlamasıyla, tekrar dünyaya dönerim.

Çubuklu Hayal Kahvesi’nden dönmeyi ise hiç bir zaman sevemedim. “Hadi artık gitmek istiyorum buradan” dediğinde insan gidemiyor; teknenin gelmesini beklemek zorunda kalıyor ve bu yirmi dakikalık süreç de sanki bitmek bilmiyor.

Dün gece Cem Adrian sahne alıyordu Hayal Kahvesi’nde. Zaten benim de oraya gidiş nedenim Cem Adrian’ı canlı dinleyebilmekti. Aksi takdirde Avrupa Yakası’nda oturan biri için sık tercih edilen bir yer değil Çubuklu Hayal Kahvesi.

Saat 23.00 da başlaması gereken konser, yarım saatlik bir gecikmeyle başladı. Başlar başlamaz da beni bambaşka bir dünyaya götürdü. Sadece klavye ve Cem Adrian’ın inanılmaz sesiyle gerçekten de büyülenmiş gibiydim. Birbirinden güzel şarkılarını, ardı arkasına ve hiç mola vermeden söyledi.

“Artık kısa bir ara verir heralde” diye düşünmeye başladığım anda “sırada konserimizin son parçası var” anonsunu yaptı Cem Adrian. Henüz “Aşk Bu Gece Şehri Terketti” şarkısını söylememişti. Ben de, bu en sevdiğim Cem Adrian şarkısını canlı dinleyebilmek için şarkının adını yüksek sesle, istek yapmak adına bağırdım. Ancak şarkının adı o kadar uzundu ki, tekrar bağırmak istemedim. Zaten Çubuklu Hayal’deki kitle de hiç oralı değildi. Sanki konserin bitmesini istiyor gibilerdi. Ama şarkının adı “Yağmur” gibi kısa bir şey olsaydı, arka arkaya bağırıdım. Cem Adrian da bu sefer mutlaka duyardı. Belki sonunda “Kusura bakmayın o şarkıyı çalışmadık” gibi bir açıklama yapar ve şarkıyı söylemezdi ama yine de duyardı.

Bu arada o da ne kötü bir şeydir. Tek başına bir şarkının adını bağırmak ve sanatçının sahneden sana bakarak “yok, olmaz” demesi… Bir anda olduğun yere sinersin. Sesini duyurmak için bir yerlerini yırtmışsındır ama hiç bir işe yaramamıştır. Sanatçı cevap vermese aslında daha iyidir. İçinden “duysaydı sesimi kesin söylerdi benim şarkımı” diyebilmek, umudunun tamamen bitmesinden iyidir.

Son olarak “Yağmur” u tekrar söyleyip sahneden indiğinde, arkadaşım ve ben o güzel müziğin ve inanılmaz sesin götürdüğü huzur dolu hayal dünyasından gerçek dünyaya döndük. Aslında hiç dönmemek ve daha çok uzun süre oralarda kalmak istiyorduk. Fakat sevgili DJ kardeşimizin, konser biter bitmez çalmaya başladığı “çısdakadıptas” müzikleri, kulağımıza bir şamar gibi oturdu. İnsanlarsa bir anda ortaya fırlayarak dans etmeye başladılar. İşte o anda konser esnasında arkadaşımın bana dönerek sorduğu “Bir tek biz miyiz müthiş bir huzurla dolan? Bu insanlar hiç mi etkilenmiyor bu müzikten?” sorusunun yanıtını ikimizde almıştık.

Yazımın en başında bahsettiğim “Hadi artık gitmek istiyorum buradan” durumu ortaya çıkmış ve teknenin gelmesini beklemeye başlamıştık. Zaman sanki geçmek bilmedi. Kulaklarımızdaki o inanılmaz müzik giderek siliniyordu. Teknenin gelmesine ve kıyıdan iyice uzaklaşmasına kadar devam etti bu silinme. Sonunda “çısdakadıptas” bitmişti ama Cem Adrian’dan da pek bir şey kalmamıştı kulağımda çınlayan.

Cem Adrian’a verdiği müzik ziyafeti, Çubuklu Hayal Kahvesi’ne ise bir daha orada konsere gitmemem gerektiğini bana öğrettiği için teşekkür ediyorum.

Önümüzdeki hafta Suzan Kardeş ile Balkan Müzikleri konseri varmış Çubuklu’da. Gitmeden önce iyi düşünün derim.

Neden Olmasın?

Posted by Patavatsz Kostebek On Temmuz - 19 - 2008

ING Bank, otobüs duraklarına reklam vermeye başlamış. “Bu ülkenin sıcaklığına, binbir rengine geldik.” yazıyor reklamda. Görür görmez aklımda bir sonraki reklam kampanyası için fikirler belirdi.

Yeni kampanyanın başrol oyuncusu Ferdi Tayfur, sloganı da “Ben de bu dağların nesine geldim, meleşir kuzular sesine geldim.” olmalı.

Bence banka yetkilileri bunu mutlaka değerlendirir. Televizyondaki reklamlarından da anladığım kadarıyla seviyor onlar böyle “içinizden biriyim ben” havalarını.

Etme Bulma Dünyası

Posted by Patavatsz Kostebek On Temmuz - 17 - 2008

Eskiden arabayla seyahat ederken, otobüsteki insanlara dönüp elimizle “tıklım tıklım” işareti yapardık. Belki o insanlar ne yaptığımızı ve niye güldüğümüzü anlamazlardı ama kesinlikle eminim ki bir gıcık olma durumu vardı.

Biz ise 18 yaşındaydık, aramızdan biri babasının ya da annesinin arabasını kaçırmış, doluşmuşuz arabaya gezmelerdeydik. Dünya umrumuzda değildi. Haliyle herkesle ve her şeyle dalga geçmekteydik.

Dün arabamın içinde, E-5 trafiğinin tam ortasında ve yeni yapılan Metrobüs yolunun yanındayken canlandı bütün bu anılar kafamda. Trafik tıklım tıklımken, metrobüs yanımızdan uçarcasına geçiyordu. Bense otobüsün içindeki insanların yüzlerindeki ifadeleri yakalamaya çalışıyordum. Acaba benim zamanında onlara yaptığımı, onlar da bana yapacak mıydı?

Yapmadılar gerçi ama ben onların yerinde olsam kesin yapardım.

15 Sene Geçti Ama Hala Dün Gibi…

Posted by Patavatsz Kostebek On Temmuz - 1 - 2008

15 sene önceydi. Ufacık bir çocuktum. Televizyonun karşısına geçmiş, merakla haberleri izliyor, gördüklerime anlam vermeye çalışıyordum. Görüntülerde yanan bir bina ve binanın önünde toplanmış onlarca insan vardı. Yanan binanın içinde can çekişen, yardım bekleyen insanlar vardı. Fakat dışarıdaki kalabalık bunu umursamıyor, sanki bir tür kutlama yapıyor ve hep bir ağızdan bağırıyordu:”Laiklik gidecek, şeriat gelecek!”

Madımak Katliamı

Cumhuriyetin temellerinin atıldığı şehirde bu sefer şeriatın sesi yükseliyordu. “Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak!” diye bağıran insanlar, cumhuriyetin yetiştirdiği aydınları diri diri yakmaya çalışıyorlardı. Çocuk gözlerimle dehşet içinde izlediğim bu olayın üzerinden 15 yıl geçti belki ama ben hala dün gibi hatırlıyorum zihnimde derin izler bırakan Madımak olayını.

Ancak yazar Latife Tekin’in konuk konuşmacı olarak katıldığı ve düşüncelerini dile getirirken Karabük Belediye Başkanı tarfından “Benim paramla şenlik için buraya geldin, beni eleştirmezsin!” diyerek üzerine yüründüğünü ve kürsüden indirilmeye çalışıldığını gördükten sonra anladım ki, bu olayı asıl hatırlaması gerekenler malesef çoktan unutmuş bile.

Madımak olayını unutmayan ve unutturmak istemeyenler için bir de hatırlatma yapmak isterim. Yarın ( 02.07.2008 ) Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından Kadıköy Meydanı’nda Sivas Katliamı’nda hayatını kaybedenleri anmak üzere bir miting düzenlenecekmiş. İlgilenenlere duyurulur.