Archive for Eylül, 2008

“Kulüp Olduğunu Biz Bilmeyelim Yeter!”

Pazartesi, Eylül 22nd, 2008

Dün akşam Boğaziçi Üniversitesi Spor Kurulu’nun geçmişine dair çok değişik bilgilerin paylaşıldığı bir sohbete dahil oldum. 1969-2006 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi’nde hem ekonomi profesörlüğü hem de Beden Eğitimi Bölüm başkanlığı yapmış Prof. Metin Balcı idi bu bilgileri aktaran.

Öncelikle darbe dönemi ile başladı sohbete. O dönemde, üniversitelerdeki tüm öğrenci kulüpler kapatılıyormuş. Başka bir isim altında herhangi bir kulüp açmak ise yasakmış. Beden Eğitimi Bölüm Başkanlığı’na bağlı olan Spor Kulübü de (o zamanlar Spor Kurulu değilmiş adı) kapatılacak kulüpler arasında yer alıyormuş. Fakat Beden Eğitimi Bölüm başkanı Prof. Metin Balcı “Spor Kulübü yalnızca sporculardan oluşan ve spor ile ilgili etkinlikler düzenleyen bir kulüptür. Dolayısıyla siyasetle falan işi olmaz” diyerek bu karara itiraz etmiş. O dönem bu konularla ilgilenen yarbayla ortak noktayı bulabilmek için pek çok görüşme gerçekleştirmiş. Yarbay, sadece spor ile ilgili aktivitelerde bulunan bir kulübün kapanmaması gerektiğine inanmış ancak ‘kulüp’ kelimesine takılıyormuş. En sonunda: “Kulüp olduğunu biz bilmeyelim yeter!” diyerek topu Metin Hoca’ya atmış.

Metin Balcı da hemen kulüp kelimesi yerine kullanılabilecek seçenekleri gözden geçirmeye başlamış. Düşünülmüş, taşınılmış… Kulüp yerine kol denmesine karar verilmiş. Tabi bu arada diğer tüm kulüpler kapatılmış, fakat bir tek Spor Kulübü görüşmeler nedeniyle açık kalmış. Onlar da adını Spor Kolu yapınca kapanmaktan kurtulmuşlar. Yani bugünkü Spor Kurulu, Boğaziçi Üniversitesi’nin en uzun süre -kapanmadan- ayakta kalabilmiş tek kulübüymüş.

Tabi kapatılan kulüplerin başkanları, faaliyetlerini devam ettirme arzusunda olduklarından dolayı Spor Kolu’nun kapısını çalmışlar ve “Üniversitede bir tek bu kulüp açık kaldı. Dolayısıyla biz de faaliyetlerimizi bu kulüp üzerinden düzenlemek istiyoruz.” demişler. Fakat Prof. Metin Balcı, spora siyaseti karıştırmamakta ısrarlıymış. Demokrasiden yana olan Metin Hoca, seçim yapılmasını önermiş. Seçim sandığından da siyasetsiz Spor Kolu çıkmış.

Bunun üzerine diğer kulüp başkanları da kapanan kulüplerinin ismindeki kulüp kelimesini kol ile değiştirerek tekrar açmışlar. Fakat herhangi bir faaliyet gerçekleştirebilmek için askeri izne ihtiyaçları varmış.

Bu esnada Spor Kolu her faaliyet için önce yarbaya faaliyet programını sunuyor, kendisinden gerekli izni alarak çalışmalarına devam ediyormuş. Faaliyetler esnasında hiçbir problem çıkmadığını gören yarbay, diğer kolların yapacağı faaliyetlere de izin çıkabileceğini söylemiş ama bir de kuralı varmış: Faaliyetlerden herhangi birinde bir olay çıkarsa, tüm kolların faaliyetine son verilecekmiş.

Prof. Metin Balcı da kol başkanlarının da aralarında bulunduğu 7 öğrenciden oluşan bir kurul oluşturmuş. Bu kurul, tüm faaliyet planlarını denetleyecek ve uygunluğuna karar verilen planları Metin Balcı’ya sunulacak, o da uygun gördüklerini yarbaya iletecek ve kendisinden izin talep edecekmiş.

Fakat işin ucunda tüm kolların kapatılması gibi bir risk olduğundan dolayı kol başkanları kendi kollarını kapanmaktan korumak adına her projeye şüphe ile yaklaşır olmuşlar. “Ya başka bir faaliyet yüzünden benim kolum kapanırsa” gerginliği sarmış ortamı. Tabi öyle zamanlarda da Metin Hoca el atıyormuş duruma.

Bugün son derece başarılı işlere imza atan Spor Kurulu, Türkiye’nin büyük sancılar yaşadığı dönemlerde bile ayakta kalmayı, bu ‘zorlu işin’ de altından kalkmayı becermiş.

Prof. Metin Balcı’nın söylediğine göre, o dönemlerden bu dönemlere pek çok şey değişmiş ama bir tek Spor Kurulu’nun kız üye seçiminde gösterdiği özen değişmemiş. ;)

Tüm bu yaşananları, olayların bizzat şahidinden dinlemiş olduğum için kendimi çok şanslı sayıyorum. Bu arada belirtmeden de geçemeyeceğim: Dünya şekeri bir insanmış Metin Balcı. Üslubu ve sohbeti de inanılmaz keyifliymiş.

Dinlemeyenler Pişman Şimdi

Cumartesi, Eylül 20th, 2008

7′de başlar 10′da biter
Yumurta haşlar işe gider

Ayça Şen Başkan Pusu! Ayça Şen Başkan Pusu!

Dinlemeyenler pişman şimdi
Fazla yiyenler şişman şimdi

Ayça Şen Başkan Pusu! Ayça Şen Başkan Pusu!

İşte her sabah jingılı bu olan bir radyo programını dinlemek için açıyorum radyomu. Ayça Şen ve Sebastian Carlos‘un süper eğlenceli sohbeti ve birbirinden güzel röportajları, bir o kadar da efenime söyliyim çeşitli jingılları ile birlikte ister misin sana biraz da  telefon şakası…

Böyle bir program işte Ayça Şen Başkan Pusu. Nerden ne çıkacağı hiç belli olmuyor. Süprizlerle dolu resmen. Gülerken direksiyon hakimiyetini kaybediyor insan. Allah’tan arada bir şarkı çalıyorlar da soluk alabiliyorum. Çaldıkları şarkılar da müthiş.

Zaten Ayça Şen’e kendimi bildim bileli bayılırdım da “Bu Sebastian Carlos da nereden çıktı?” diye kendi kendime soruyordum programı ilk dinlemeye başladığım günlerde. Sonra bir sevdim ki anlatamam. Şimdi bazı sabahlar İstanbul’da olmadığı için programa katılamıyor Sebastian Carlos,  iyi ki öyle zamanlarda telefonla katılıyor programa, yoksa harbiden eksikliğini çekerdim.

Ayrıca bence çok iyi bir ikili olmuşlar. Sabah kahvaltı etmeden evden çıkan ben için sanki simitle çay. :)

Bir de sokak röportajlarının yanı sıra Ayça Şen, annesiyle ve oğlu Memo ile de röportajlar yapıyor. Hem çok doğal oluyor hem de çok eğlenceli. Memo süper konuşuyor bence, bıcır bıcır bir şey. :)

Peki bu program nerede yayınlanıyor?

Eskiden bir ara Captial Radio vardı. Hatırlarsınız mutlaka. 99.5 frekansında çıkıyordu. Sonra İstanbul’daki frekansları çift sayılara getirdiler. Bu da 99.4 oldu ama olsun. Kaydetmiştim ben de radyonun hafızasına bunu. Sonra bir sabah bir açtım “Testing” yazıyor ekranda ama Ayça Şen konuşuyor. Meğersem bir büyük radyo kanalı bu frekansa yerleşmiş. Belki de Capital Radio’yu satın alarak giriş yaptılar piyasaya. İnatla radyonun ismini de söylemiyorlar. “Uzun zamandır beklediğiniz radyo yakında bu frekansta!”diye reklam yapıyorlar.Gerçi ben biliyorum ismini de şimdi saygımdan söylemeyeyim diyorum ama bu durum da şanıma yakışmıyor. Ne de olsa Patavatsızım ;)

Virgin Radio…

Direniyorum Öyleyse Mızıkacıyım

Pazartesi, Eylül 15th, 2008

Cuma gecesi sergiden çıktıktan sonra Mojo‘ya gittim.

Cuma geceleri oraya gitmeyi seviyorum, çünkü Direnen Mızıkacılar çıkıyor. Direnen Mızıkacılar 7 kişilik bir grup. Hatta grup demek az kalır tam anlamıyla bir showband. Çok yetenekli müzisyenler ve çok da eğlenceli şarkılar çalıyorlar. Önce yavaş şarkılarla başlıyor, ortamı ısıtıyorlar. Ondan sonra da delirtmeye yönelik parçalarla, zıplattıkça zıplatıyorlar mekanı.

Bir kere solistleri Pelin’in harika bir sesi var. Sahne performansı da çok iyi. Dinledikçe dinleyesi geliyor insanın. Hem sırf Pelin değil, neredeyse tüm grup elemanlarının süper sesi var. Her birini dinlemek ayrı keyif.

Ayrıca hem keman, hem trompet, efenim bir o kadar klavye, ona keza gitar, bass, davul ve solisti bünyesinde barındıran ve Beyoğlu’nda çıkan eğlenceli bir grup daha bulmak da oldukça zordur herhalde.

Yalnız şöyle bir problem var. Ekşi Sözlük’teki yorumlardan da bazı arkadaşlarımın tespitlerinden de anladığım kadarıyla repertuarlarını pek yenilemeyen bir grup Direnen Mızıkacılar. Dolayısıyla kimi kişilere kabak tadı vermeye başlamışlar. Ben henüz o kıvama gelmedim ama sanırım her cuma dinlersem ben de sıkılabilirim.

Bir de ufak uyarı yapayım: Direnen Mızıkacılar normalde cuma geceleri çıkıyor olmalarına rağmen bazı cumalar ekstra işleri oluyormuş. Orlara gidiyorlarmış. Bu nedenle de yerlerine Circus çıkıyormuş. Misal ben geçen cuma Direnen Mızıkacılar’ı dinlemek üzere Mojo’ya gitmiş olmama rağmen Circus ile karşılaştım. Allah’tan Circus da sevdiğim bir grup da eğlenceli bir gece geçirdim. Yoksa çok bozulurdum.

Bu konuyu konser sonrası Direnen Mızıkacılar’ın basçısı Barbaros ile de konuştum. “Bari websitenizde duyuru yapın” dedim. Ama ben nereden bilebilirdim ki süper dandik bir websiteleri olduğunu? Zaten çocukcağız “websitesi” deyince bir mahçuplaştı.*

Bir de Mojo’nun websitesi’ne değineyim. Yıllardır Beyoğlu’nun en gözde mekanlarından Mojo’ya yakışan bir websitesi midir bu? Resmen evde küçük bir çocuğun yapmış olduğu bir siteye benziyor. Eskiden bir aralar İnternet Mahir vardı. Onun websitesi bile Mojo’nunkinden iyidir, diyorum başka da bir şey demiyorum.

Circus’un websitesine ise tebriklerimi sunuyorum.

Direnen Mızıkacılar, sizden de böyle bir site bekliyorum. ;)

* Şu anda Direnen Mızıkacılar’ın web sitesi yok malesef. Domain’i yenilemeyi unutmuşlar. Bu nedenle zaten daha önce verdiğim linki kaldırmak zorunda kaldım (08.11.2008)

Özlem Ölçer’in İlk Kişisel Sergisi Play Studio’da

Pazar, Eylül 14th, 2008

Cuma akşamı ( 12.09.08 ) Play Studio’da Özlem Ölçer‘in ilk kişisel sergisi “After the After Hours” u ziyaret edenler arasında ben de vardım efenim.

Özlem Ölçer, Beyoğlu İstiklal Caddesi Turnacıbaşı Sokak No:19′da yer alan Play Studio’nun kapısında karşılıyordu herkesi. Son derece şık olmuştu ve içindeki heyecan ve mutluluk gözlerinden okunuyordu.

Çok başarılı çalışmaları var Özlem Hanım’ın. Gittim bizzat gördüm, bayağı da beğendim.

Hele bir tanesi vardı ki tam beni benden alıp bambaşka alemlere daldırmak üzereyken bir arkadaşım yanıma yanaşarak kulağıma şunları fısıldadı: “Ben o resmi 300 YTL’ye çizerim sana!” :D

Kendisine tebessüm ettim ve diğer tablolara doğru yöneldim ancak ciddiyetimi tamamen kaybetmiştim. Bu yüzden son iki tablo ile yeteri kadar ilgilenememiş olsam da yine de onları da çok beğendiğimi belirtmek isterim.

Tebrikler Özlem Ölçer. :)

Bu arada 30 Eylül’e kadar Play Stuio’da sergiyi ziyaret etmek mümkün.

Özlem Ölçer kimdir?

Lisansını Bilkent Üniversitesi Grafik Tasarım bölümünde, yüksek lisansını ise Hacettepe Üniversitesi’nde tamamlayan Özlem Ölçer, 1976 doğumludur. Cecille Recorda (Almanya), Swatch, Levi’s, Starbucks, KumBeach, Rebel Moves, Umut Sanat & Sony BMG, Gourmet Records (Fransa), Frito Lay için illustrasyon ve tasarımlar yapmıştır. Hafriyat, İstanbul Street Style, Tershane oluşumlarının da içinde bulunduğu 7 adet karma sergiye katılmıştır.

Özlem Ölçer’in tasarımlarından bazı örnekler görmek için burayı
tıklayabilirsiniz.

Ayrıca şu adres altında da kişisel sitesini hazırlıyor. Eminim ki tasarım harikası bir websitesi yakında bizlerle birlikte olacak.

En Azından Düşünce Güzel

Pazartesi, Eylül 8th, 2008

Bugünkü ilk yazma denememi öğle saatlerinde yaptım.

RTE ve Aydın Doğan arasındaki sataşmalar ile ilgili iki paragraf yazdım. Yazarken bile gerildim. Kızdım resmen, iyice sinirlendim bu saçma sapan ortama. Yok “sen benim misketlerimi aldın” da yok “seni annene şikayet edeceğim” de bilmem ne! Koca koca adamlar… Ki biri de koskoca başbakan… Tabi asabileştiği zamanlarda başbakan kisvesinden sıyrılıyor o ayrı… Yine ayrılmıştı işte o kisveden Pazar günü. Demokrasi falan dedi ama yine de tehditvari konuştu. Öbür koca adam da aynı günün akşamında bir şeyler söyledi. Belli; biri diğerinin canını yakmış da kim kiminkini? Orasını ben bilemem. Tahmin edebilirim gerçi de… Neyse…

Bak yine gerildim yazarken!

Ben yazılarımı gerilmek için yazmıyorum ki efenim. Zaten bu yüzden de yarım bıraktım o yazıyı.

Sonra başka bir yazıya başladım. Ama o da böyle buruk bir yazıydı.

Zamanında bir tel gerilmişti. Hiç istememe rağmen de gerile gerile kopmuştu. Geçen gün ortamı ısıtacak bir neden doğdu. İlk adımı atmak da bana düştü. Anlatasım geldi benim de bunu ama anlatırken de daraldım. Vazgeçtim onu da yazmaktan.

Baktım böyle vazgeçe vazgeçe, yazı falan alamayacağım yayına. Ben de en azından çabalamış olduğumu bilin diye yazı yayınlamak adına gün boyu çektiğim çileleri anlatayım dedim.

Fena mı ettim?

Düşünce güzel ama di mi, kabul edin.. :)

Çal Bre Bir Harmandalı!

Perşembe, Eylül 4th, 2008

Bazı sabahlar şarkı mırıldanarak uyanıyorum.

Gözümü açar açmaz bir şarkı oluyor dilimde. Yüzümü yıkarken de dişlerimi fırçalarken de ağzımda hep aynı şarkı ve tabi biraz da su. Bu yüzden gabirik gubaruk şeklinde çıksa da sesim, mırıldanmayı kesmiyorum. Sonra evde o şarkının bulunduğu CD’yi aramaya başlıyorum. Koşarcasına arabaya iniyorum elimde CD ile ve hemen açıyorum o şarkıyı. Sonra yüzümde kocaman bir gülümsemeyle basıyorum gaza. Millet trafikte stres içinde yol alırken, ben yol hiç bitmesin istiyorum.

Yalnız neden uyanır uyanmaz dilimde bir şarkı oluyor onu bir türlü çözemedim. Bir de çok uzun süredir dinlemediğim bir şarkı oluyor bu. Hani her yerde sağda solda çalan bir şey olsa anlarım, kalmıştır aklımda bir şekilde.. :?

Yoksa çaktırmadan alem mi yapıyorum ya ben uyurken? Gerçi onu da yaptım bir keresinde. Hala daha da hatırlarım rüyamı. Hemen de paylaşıveriyim efenim:

Rüyamda bir fasıl ekibi var. Klarnet, darbuka, ud, keman ve tabi ki kanun. Hepsi orada. Ben de kanuncunun yanına çökmüşüm “Abi ne güzel çalıyorsun ya.. Süper alet bu kanun. Bi daha vijuuv vijuuv yapsana” diyorum. Hani kanunu çalarken ıslık benzeri bir ses çıkarıyorlar ya. İşte onu tarif etmeye çalışıyorum aklım sıra. Sonra gözümü bir açtım. Allaaahhhh…. Sanki hala fasıl devam ediyor. Yataktan bir fırlamışım “Sevdiceğim, yavrucağım aman allah niçin niçin beni üzersin” diyerek, o zamanlarki ev arkadaşım “Abi, hayırdır?” demeden duramadı.

Velhasıl-ı kelam nedendir niyedir bilmiyorum ama seviyorum güne bu şekilde başlamayı. Daha bir enerjik, daha bir mutlu oluyorum öyle sabahlar.

Bu sabahki şarkımız “Sezen Aksu – İzmir’in Kızları” idi mesela. “Hiçbir topuk tıkırtısı bu kadar davetkar çalamaz…” diye uyandım.

Rüyayı hatırlamıyorum ama bu sefer tahmin yürütmek diğer günlerdeki kadar zor değil. ;)

[vodpod id=Groupvideo.1531593&w=425&h=350&fv=videolist%3Dhttp%3A%2F%2Fvideo.eksenim.mynet.com%2Fbatch%2Fvideo_xml_embed.php%3Fvideo_id%3D157387]