Archive for Şubat, 2009

PataSong: Na na na na na na na

Çarşamba, Şubat 11th, 2009

PataSongPink – So What

Lyrics

(daha fazla…)

PataSong: Feel The Rain On Your Skin

Salı, Şubat 10th, 2009

PataSongNatasha Bedingfield – Unwritten

Lyrics

(daha fazla…)

PataSong: Gül Ki Sevgilim

Pazartesi, Şubat 9th, 2009

PataSongOğuzhan Koç – Gül Ki Sevgilim

Şarkı Sözleri

(daha fazla…)

PataSong Başlıyor!

Pazartesi, Şubat 9th, 2009

PataSongHani bir ara bahsetmiştim ya size “bazı sabahlar şarkı mırıldanarak uyanıyorum, gözümü açar açmaz bir şarkı oluyor dilimde” diye.

İşte ben o şarkıları sizinle de paylaşmaya karar verdim.

Bundan sonra her gün sabahın köründe dilime dolanan ilk şarkı, PataSong adı ile bu sayfada sizleri bekliyor olacak.

Günlük PataSong’unuzu almayı unutmayın!

Hadi Yine İyisin

Cuma, Şubat 6th, 2009

Taksim’e gittiğim zamanlar arabayı genelde eski TÜYAP şimdiki TRT binasının altındaki kapalı otoparka bırakırım.

Geçen cumartesi (31.01.09) öğleden sonra da aynı şeyi yaptım. Otoparkın içinden Odakule’ye çıkan merdivenlerin tam son basamağına gelmiştim ki Pembe Panter filminden tanıdığımız “param param param” şarkısı ile karşılaştım meydanda.

Tıpkı bir film sahnesindeymişim gibi hissettim kendimi. Yanımda da iki arkadaşım vardı. Sanki 3 kafadar tehlikeli bir işin peşine düşmüş, sinsi sinsi bir yerlere yürüyorlar. Fonda da “param param“…

(daha fazla…)

Nereye Kayboldun?

Perşembe, Şubat 5th, 2009

Gülerdi gözlerin gözlerime her değişinde
Kızarırdı yanakların ellerin ter içinde
Kokunda davet vardı sesindeyse hep neşe
Isıtırdın içimi o eşsiz gülüşünle

Sıcacık bir fincanla beliriverirdin yanımda
“Kahve?” diye sorardın kırpıştırdığın göz kapaklarınla
“Hayır” der miydim hiç dumanı tüten kahveye
Hele ki senin elinle geldiyse

Şimdi mazide kaldı o günler
Önce gözlerin gitti gözlerimden
Gülüşün sustu sonra
Kokunsa çok uzaklarda

Artık kahve de yapmaz oldun
Özledim seni gülüm nereye kayboldun?

Kaburgaya Doyduğum An

Çarşamba, Şubat 4th, 2009

Sıkça ve zevkle gidiyorum Beyoğlu’ndaki Zübeyir Ocakbaşı‘na ve her seferinde “ille de kaburga” diye tutturuyorum. Ama sanırım ilk defa geçen cuma akşamı (30.01.09) doydum kaburgaya.

Efenim şimdi size daha önce de bahsettiğim gıda mühendisi bir arkadaşım vardı ya. Hani “böyle sıcak çikolatayı bir Belçika’da bir de J’adore Chocolatier Café‘de içtim” diyen. İşte o arkadaşımın doğumgünü vesilesiyle sekiz adet, gözünü et ve rakı bürümüş genç bir araya geldik ve Zübeyir Ocakbaşı’nda aldık soluğu.

Kim ne derse desin, bence Zübeyir Ocakbaşı kaburganın şahı! Öyle güzel pişiriyor ki Zübeyir Usta kaburgaları, sanki lokum! Ağızda dağılan, yumuşacık kaburgaların kekiği de tuzu da yağı da  pek bir kıvamında, pek bir lezzetli oluyor. Yedikçe yiyesi geliyor vallahi insanın. Yanında da mis gibi rakı… Ohh!

Yalnız bir kötü yanı var: O da bir porsiyonda yalnızca 4 kalem kaburga olması… 4 kalem kaburga nedir ki? 4 saniyede bitiveriyor. Tadı da damağında kalıyor insanın. Hemen söylense de yeni kaburgalar, pişmesiydi, gelmesiydi derken araya bayağı zaman giriyor. Tabi bazen “Kusura bakmayın. Kaburgamız kalmadı!” cevabıyla da karşılaşılabiliyor. Zira Zübeyir’in en çok tercih edilen yemeği kaburga.

İşte biz de daha önceki alemlerimizden de tecrübe ettiğimiz bu durumla tekrar karşılaşmamak için önceden 24 porsiyon (yazıyla: yirmi dört) kaburgamızı ayırttık da gittik mekana. Masaya oturur oturmaz gelen mezelerle oyalanıp, ilk kadehleri yuvarladıktan sonra sekiz porsiyon kaburga geldi sofraya. Masaya konması ile bitmesi de bir oldu. Artık nasıl gözümüz dönmüşse… En son bir arkadaşımın “Ben 3 tane yedim ya kim yürüttü benim hakkımı?!” diye serzenişte bulunduğunu hatırlıyorum. O isyan ederken biz de gülerek izliyorduk kendisini.

Ancak laf aramızda benim gülüşüm biraz kıs kıs şeklindeydi. Evet efenim, itiraf ediyorum! O kaburgayı iç eden bendim. Ninuhahaha!

Bu arada garson arkadaşlar, masada dönen sohbetten aramızdan birinin doğumgünü olduğunu anlamışlar ve bir güzellik düşünmüşler. Kalan 16 porsiyonu servis ederken 8′er porsiyonluk her iki kayık tabağın da içine birer küçük mum koymuşlar. Çok ince düşünülmüş bu şık hareketi biz de “İyi doğdun” şarkımızla destekledik ve tabi ki de mekandaki tüm kafaların bize dönmesine sebep olduk. Ne de olsa alışılmadık bir durum kaburga servisi esnasında doğumgünü şarkısı söylenmesi.

23.30 gibi kahvelerimizi içerken hepimiz kaburgaya doymuştuk. Gerçi arada “Oğlum olsa ben bir porsiyon daha yerdim!” diyen tosuncuklar da vardı ama Zübeyir Ocakbaşı gerek yemekleri gerekse servisi ile hepimizi memnun etmeyi başarmıştı o gece.

Eline sağlık Zübeyir Usta!

Gıda mühendisi sevgili arkadaşım bu lezzetteki kaburgaları da Belçika’da yemiş midir bilemem ama siz en yakın zamanda gidin Beyoğlu İstiklal Caddesi Bekar Sokak No.28′deki Zübeyir Ocakbaşı’na, sevdiklerinizle birlikte kendinize güzel bir ziyafet çekin.

E zahmet olmazsa bir kadeh rakı da benim için içersiniz artık. ;)