
Bulutsuzluk Özlemi - Normal
Şarkı Sözleri
…
Bir e-devlet curcunası sarmıştı ya etrafı bir aralar. Gazetelerde, televizyonlarda çılgınlar gibi reklam yapmışlardı, bundan sonra her şeyi internet üzerinden yapacak T.C. vatandaşları diye. Sonra bir öğrendik ki Devletin Kısayolu‘nu kullanarak devlet işlerini halletmek için postahaneye gidip şifre almak gerekiyormuş. Güldüm geçtim tabi ki de hemen. Dedim “bizim e-devlet de bu kadar işte.”
Halbuki yanılmışım, bu kadarla kalmıyormuş komedi. Dahası da varmış.
Efenim şimdi ben naçizhane ALES muhabbetine merak saldım bu aralar. Dedim “bir bakalım neyin nesiymiş bu sınav“. Girdim ÖSYM‘nin web sitesine kılavuzdu, bilgi formuydu falan ne varsa indirdim, okudum. Bir de başvuru formu varmış. Onu da print ettim. Temiz temiz, okunaklı okunaklı doldurdum bir güzel. Sonra bir baktım formun en altında bir not: Bu form adayda kalacaktır.
Haydaaa… Madem bende kalacak bu form, niye doldurdum ki ben bunu? Ben zaten biliyorum anamın, babamın adını, telefon numaramı, adresimi…
Efenim meğerse bu ALES’e internet üzerinden başvuruluyormuş.
Ancak bu başvuruyu ben kendi kendime yapamıyormuşum. Benim adıma internetten başvuru yapsınlar diye memurlar görevlendirilmiş. Yalnız benim bu süpersonik başvuru altyapısından faydalanabilmem için üniversitelerde bulunan başvuru merkezlerinin birinden randevu almam, randevu saatinde oraya gitmem, aynı saate randevu verilen diğer adayların oluşturduğu kuyruğun sonuna geçerek bir saat kadar beklemem, sıra bana geldiğinde başvuru formunu görevli memura vermem ve memurun internet üzerinden benim adıma başvuru yapmasını istemem gerekiyormuş. Bir de webcam’den şipşak foto çekerek forma ekliyolarmış. Şahsen ben armut gibi çıktım ama eminim ki diğer adaylar da herhangi bir zerzevattan daha güzel çıkmamıştır.
Demem o ki bu harika e-devlet deneyimimden sonra postahaneden şifre alma olayına artık gülemez oldum.
Bu devlet, “e” olacak da biz de göreceğiz!
Bu arada ALES’e katılacaklara ufak bir not: Başvurular 3 Nisan 2009′da bitiyormuş. Sınav da 10 Mayıs 2009′da…
Haydi iyi şanslar!
Aranızda belki benim gibi gaza gelip de “Wordpress de neymiş? Ben olmuşum zaten Wordpress!” diyenler vardır diye tasarım yenileme süreci boyunca başımdan geçenleri anlatayım diyorum efenim.
Böyle bir harekette bulunmak için önce bir domain almak lazım. Domain demek “.com’lu .net’li” falan bir web adresi demek. Domain’i aldıktan sonra bir de hosting almak gerek. Hosting denen olay da satın aldığınız domain’in içinde gösterilecek efenim resim olsun, yazı olsun, video da olur, şarkı bilem olur, işte onlara ait dosyaların konacağı yer demek.
Yani neymiş? Bir web sitesi iki parçadan oluşuyormuş.
Ben domain’imi namesecure.com‘dan almıştım zaten aylar önce. Hosting hizmetini de godaddy.com‘dan aldım geçenlerde. Genelde open source programlar kullanacağımdan ve Microsoft tekeline pek bulaşmayacağımdan dolayı Linux server, MySQL database ve tabi ki de PHP 5 desteği olan paketi seçtim. Herkese de tavsiye ederim.
Şimdi diyeceksiniz ki ikisini birden komple paket halinde alamaz mıyız? Efenim alırsınız tabi ki de namesecure’un hosting fiyatları bana biraz kazık geldi. Ben de o yüzden godaddy’ye gittim.
Bu arada eğer domain ve hosting’i farklı yerlerden alırsanız ufak bir DNS ayarı çekip domain ile hosting’i birbirine tanıtmanız lazım. O da şöyle yapılıyor efenim: Hosting’in ayarlarında falan bir yerlerde yazan DNS adreslerini (bunlar iki tanedir genelde) domain’in ayarlarındaki DNS adreslerinin yerine yazıyorsunuz. Sonra da birkaç gün bekliyorsunuz. Malesef bu işlem öyle şıp diye olmuyor, maksimum 96 saat beklemek gerekiyor. Ama korkmayın 48 saatten daha uzun sürdüğü pek vaki değilmiş. Benimki mesela 48 saati bile bulmadı. Nereden baksan 36 saat falan…
Tabi ben bu olayı şıp diye olacak sandığımdan dolayı bir hayalkırıklığı, efenime söyliyim bir heves azalması yaşamadım desem yalan olur. Bir de önceden duyuru yaptım artiz artiz “değiştiriyorum siteyi, birkaç güne gelirim” falan dedim. Kafamdaki o birkaç günlük süre de bu prosedürle heba oldu.
Demek ki neymiş gençler? Alın size bir ders daha: Öyle önceden duyuru yapmak falan yokmuş. Önce plan program, sonra duyuru!
Bu DNS ayarları falan hallolduktan sonra artık bir FTP-Client ile Host’unuza erişmeniz gerekiyor ki web adresinizi ziyaret eden kullanıcılara gösterilecek dosyaları oraya yükleyebilesiniz. Bunu da iki bomba hereketle hemen hallediyoruz efenim.
Önce Wordpress.org‘a gidiyoruz. oradan Wordpress yazılımını download ediyoruz bilgisayarımıza. Sonra da canını yediğim Firefox‘un sayfasına gidiyoruz ve FireFTP adı verilen canım ciğerim browser plugini’ni (tarayıcı eklentisi diyenler de var) download ediyoruz.
Sonra Firefox’u açıp kapatıyoruz ve Araçlar menüsüne girip bir bakıyoruz ki o da ne? Mavi bir deniz atı! Hemen ona tıklıyoruz, yeni bir sekmede karşımıza FTP olayı çıkıyor. Hosting’in database ayarlarında yer alan MySQL bilgilerini (şifre falan artık Allah ne verdiyse) dolduruyoruz. Connect diyoruz ve tataa..!!
Ekranın sol tarafındaki dosyalar bizim bilgisayarımızdaki dosyalar, sağ tarafındakiler ise hostumuzda bulunan dosyalardır efenim. Soldakiler arasından, daha önce indirmiş ve unzip etmiş olduğumuz (ki burada unzip edilmişi var var) Wordpress dosyasını seçip sağ tarafa atıyoruz. Sonra sitemize giriyoruz ve bir bakıyoruz ki anam o da ne!!!
“Hello World!” diyor cümle aleme Wordpress’in standard temasıyla
Hadi hayırlı olsun!
Çok uğraştım ama değdi.
Gerçi tam olarak bitmedi hala ama bundan sonrası ufak tefek rötuşlar artık. Beni uzun süredir takip edenlere göre pek bir şey değişmemiş gibi geliyor olabilir ama gelin siz bir de bana sorun!
Bir kere öncelikle ben değiştim. Bilmediğim pek çok şeyi öğrendim, yapamayacağımı sandığım pek çok şeyi ise bu bahaneyle yapabildiğimi gördüm.
Öğrenmek istediğim fakat üşendiğim, ertelediğim bir sürü şey vardı. Mesela Photoshop öğrenmek bunlardan biriydi. Bahaneyle o da çıktı aradan. Gerçi çok iyi olduğumu falan iddiaa etmiyorum ama derdimi anlatacak CS4 biliyorum işte öhömm öhömm…
Siz de kıskanmayın hemen! Size de anlatacağım birer birer. Bir kafamı toplayayım da hele.
Düşündüğümden fazla uzun sürdü bu iş. Tabi araya hiç hesapta olmayan bazı işler de girdi. Hem yoğun hem de karmaşık bir döneme rastladı yani her şey. Aslında bu tasarım değiştirme işi biraz da tüm bunlardan kaçtığım bir sığınak gibiydi. Belki de ondan dolayı bu kadar uzun sürdü. Kim bilir?
Umarım hoşunuza gider yeni tasarım. Gerçi gitmese de ufak tefek değişiklikler dışında yapacak bir şey yok zira bir daha aynı maceraya atılacak değilim. Ben yazmak istiyorum gençler, anlayın beni.
Bu arada yapımda ve yayında emeği geçen DetayCi, timsah avcısı ve borarslan‘a da teşekkürlerimi sunarım efenim.
Gençler,
Blogumun görselini değiştirmeye karar verdim.
DNS idi, plug-in idi derken biraz zaman alacak herhalde bu olay..
Beni özleyin anacığım…