Archive for Nisan, 2009

Getürkte Kempelen

Salı, Nisan 28th, 2009

Turk-1İlk defa Viyana’dayken duymuştum Almanca’da “getürkt” diye bir laf olduğunu. Kelime anlamıyla “türkleştirilmiş” manasına gelen bu söz, düzmece/sahte/taklit anlamında kullanılıyordu.

Açıkçası ben o an bu kelimenin, Türklerin çalışmak üzere Almanya’ya akın ettikleri dönemden kısa bir zaman sonra Almanca’ya girmiş olabileceğini düşünmüştüm. Hatta “artık bizimkiler ne dolandırmışlarsa Almanları, adamlar terim üretmek zorunda kalmış durumu anlatmak için” demiştim kendi kendime.

Oysa ki Macar mucit Wolfgang von Kempelen diye bir adam varmış. Her şey de onun başının altından çıkmış.

Efenim Serdar Kuzuloğlu‘nun 27.04.2009 tarihli yazısında bahsetmiş olduğu üzere Wolfgang von Kempelen diye bir adam varmış. Macar olduğu kadar mucit de olan bu zat, 1770 yılında çok acayip bir icat ile tanıştırmış dünyayı. Türk adını verdiği bu alet, insan rakibine karşı satranç oynayan, dönemin Türk tarzında kıyafet giymiş bir tür kuklaymış. Bir elindeki nargile marpucuna benzer uzun sigara ağızlığı ve ifadesiz yüzüyle rakip deviren cinsten bir kukla…

Napoleon Bonaparte dahil pek çok ünlü ismi mat etmeyi başaran bu kuklanın sırrı ise ancak 1854 yılında kadar saklanabilmiş. Kukla’nın sergilendiği ABD’nin Philadelphia şehrindeki Çin Müzesi yanınca, kukla da yanmış sayılmış ve haliyle kül olup gitmiş. “Yorgan gitti, kavga bitti” misali kuklanın son sahibinin oğlu John Kearsley Mitchell de bir satranç dergisine verdiği röportajda Türk’ün sırrını açıklayıvermiş.

Efenim meğerse Türk’ün içinde minyon yapılı bir satranç ustası gizliymiş ve bütün oyunu o oynamaktaymış! Seyircilere cihazın içini gösteren kapaklar da açılış sırasına göre sürekli içindeki asıl oyuncuyu gizlemektelermiş. Satranç masasını taşıyan dolabın içindeki üstad, cihazın içindeki kollarla Türk’ün ellerini kumanda ederek yıllarca rakiplerini devirmeyi başarmış.

Belki Kempelen, satrancın da bir nevi savaş olduğu düşüncesinden yola çıkarak, icat ettiği makineye Avusturya – Macaristan’ın o dönemki en büyük düşmanlarından biri olan Türklerin adını vermeyi uygun bulmuş ve bu sayede Türk’e rakip olmak isteyenlerin sayısını arttırmış olabilir, ama bu esnada çevirdiği dolapların ceremesini de bize yüklemeyi ihmal etmemiş.

Meğer “getürkt” kelimesinin faili biz değilmişiz. Her şeyin sorumlusu Wolfgang von Kempelen’miş. Biz sütten çıkmış ak kaşıkmışız da haberim yokmuş.

Yersen…  (ben yemeyi seçtim vallahi! :) )

PataSong: Psycho killer, qu’ est-ce que c’est?

Perşembe, Nisan 23rd, 2009

Talking Heads

Talking Heads – Psycho Killer

Şarkı Sözleri

(daha fazla…)

Başka Semtin Çocukları 24 Nisan’da Vizyonda

Perşembe, Nisan 23rd, 2009

baska-semtin-cocuklari-afisSağcı – solcu, Kürt – Türk, Alevi – Sünni, islamcı – laik derken ne kardeşler birbirine düştü, ne acılar çekildi hatta hala çekiliyor caanım ülkemde. Anlatılmayan, belki saklanan belki de yalnızca susmakla yetinilen kimbilir ne dertler var daha. İşte bu yüzden oldum olası sevmişimdir Türkiye’nin yakın geçmişi ve iç sorunları ile ilgili filmleri. Hangi açıdan ele alınmış olunursa olsun her biri, dünümüz hakkında düşünmek ve yarınımızı aydınlatmamız için bize birer fırsat sunarlar.

Dün akşam özel gösterimine davetli olduğum “Başka Semtin Çocukları“, filmin yönetmeni Aydın Bulut‘un deyimiyle “Suç ve şiddeti günlük hayatlarının sıradan birer parçası olarak yaşayan varoş gençliğini anlatan bir film.” Bir yere ait olma istekleri doğrultusunda etnik – dinsel farklılıklarını ön plana çıkararak çeteleşen gençlerin, yer aldıkları “kaybedenler sınıfından” kurtulma fırsatı buldukları anda, değer yargılarını topyekun değiştirebileceğini de gösteren bu ilk uzun metrajlı filmi ile Aydın Bulut, 45. Antalya Altın Portakal Festivali’nde “Behlül Dal En İyi Genç Yetenek Ödülü”nün de sahibi olmuş.

volga-eysan-filmden-kesit

ismail-hacioglu

Başrollerini İsmail Hacıoğlu, Volga Sorgu Tekinoğlu ve Eyşan Özhim‘in paylaştığı filmde oynayan herkes yüreğini koymuş bu filme. Zaten hiçbirinin maddi bir beklentisi olmaması bunun en güzel göstergesi değil mi?

Ben aslında İsmail Hacıoğlu’nu izlemek için gitmiştim filme. Bugüne kadar oynadığı tüm film ve dizilerdeki oyunculuğu ile çoktan takdirimi kazanan İsmail, bu filmde de beni etkilemeyi başardı. Ama filmde kankası rolünü oynayan Volga, gerçekten de çok iyiydi.

İki de sürpriz oyuncu vardı “Başka Semtin Çocukları“nda. Her ikisi de Elveda Rumeli‘den tanıdığımız kızanlardı. Zarife rolündeki Filiz Ahmet, bu filmde alışılmış ev kızı rolünden daha farklı bir görüntü sergiliyor. Ama dikkatimi çeken bir şey oldu. Ağzında sakız cak-cak bir manikürcü kızı canlandıran Filiz’in şivesi sanki Makedon şivesine kaçıyor gibiydi. Ya bu kızın konuşması gerçekten öyle, ya da dili artık çok alışmış öyle konuşmaya. …diye düşünürken Filiz Ahmet’in web sitesinde okudum az önce ve öğrendim ki Filiz zaten Üsküp doğumluymuş. Onun şivesi kaçmayacak da benimki mi kaçacak? Ha bu arada belirtmeden geçemeyeceğim vallahi çok seviyorum ben bu kızın konuşma tarzını.

ertan-sabanAlex rolü ile tanıdığımız Ertan Saban ise tam anlamıyla mükemmeldi. Güneydoğu’da askerliğini yaparken pek çok çatışmaya katılmış, yaşadıkları neticesinde psikolojisi zedelenmiş ve psikopata bağlamış birini canlandıran Ertan, öyle güzel yansıtmış ki perdeye o duyguları alkışlamamak elde değil. Türk Sineması süper bir psycho-killer (qu’est que c’est, fafafa fa fafa fafa fa fa) kazanmıştır desek artık yeridir. Tebrikler Ertan Saban!

Filmde çatışmalardan dönen bir asker daha var ki o da İsmail’in abisi rolündeki ve aynı zamanda filmin bir diğer başrol oyuncusu Mehmet Ali Nuroğlu. Belki de aynı saflarda beraber kurşun sıkmış bu iki asker, sivilde öyle bir kapışmaya giriyorlar ki o da izlemeye değer bir dövüş sahnesiydi.

Diğer oyuncuların da hakkını yemeyeyim onlar da gayet iyiydi ama benim için öne çıkan sahneler ve oyuncular bunlardı. Kusura bakmasınlar.

Yalnız dikkatimi çeken bir şey oldu. Fragmanda da gösterilen bir sahne olduğu için yazıyorum: Ertan Saban tutuklanırken, “Bana kelepçe takamazsın!” diye bağırıyor ya, aynı sahneyi “Yazı-Tura” da Kenan İmirzalıoğlu‘ndan da izlememiş miydik? Yoksa yanılıyor muyum?

Efenim “Başka Semtin Çocukları” yarın (24 Nisan 2009) vizyona giriyor. Fragmanı da burada. Yorumumu da okudunuz. E ben daha ne diyeyim? Gerisi size kalmış.

23 Nisan Kutlu Olsun!

Perşembe, Nisan 23rd, 2009

Çocuklar 23 Nisan’larda cumhurbaşkanlarının bile koltuklarına oturabiliyorlarsa pek ala blogların da başyazarı olabilirler. Bu bayram, bu blogun başyazarı da Tohum OtizmVakfı Özel Eğitim Okulu öğrencilerinden Süleyman.

Süleyman 13 yaşında ve resim çizmeyi çok seviyor. Bu sayfayı da aşağıdaki resmiyle şenlendiriyor ve herkesin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyor.

Teşekkürler Süleyman.

23nisan-suleyman

Not: Tohum Otizm Vakfı “Otizm ve Yaygın Gelişim Bozukluğu” (YGB) olan çocukların erken tanısının konulması, özel eğitimi ile topluma kazandırılmasına öncülük edilmesi  ve bunun yurt çapında yaygınlaştırılması amacıyla kurulan, kâr amacı olmayan bir Sivil Toplum Kuruluşudur.

PataSong: Kızdım Sayfalarca

Çarşamba, Nisan 22nd, 2009

Mor ve Ötesi

Mor ve Ötesi – Küçük Sevgilim

Şarkı Sözleri

(daha fazla…)

Gündoğumundan Günbatımına

Çarşamba, Nisan 22nd, 2009

mangaDün akşam kardeşimden aldım haberi: Manga yeni albüm çıkarmış! Dedim “fazla heyecan yapma, yine 3-4 şarkısı güzeldir albümün, gerisi tırt.” Haklı çıkmayı hiç istemezdim, ne de olsa o kadar emek var ortada, ama malesef bu albümde de şarkıların çoğu, tekrar dinlemesem eksiklik yaratmayacak cinsten.

Gerçi daha ikinci albüm, belki zamanla değişir fikrim ama ben bu grubun tarzını sevmediğime karar verdim gençler. Kusura bakmayın ama devamlı vıcı-vıcı üstüne bigidi-bıgıdı… Bu ne ya! Yok “Manga geldi yine buraya, haydi durma zıpla” falan… Ama gelin gör ki “Dursun Zaman” gibi süpersonik bir şarkı da bu grubun şarkısı. Onu ne yapacağız? Manga’nın tarzını sevmiyorum diye onu da mı dinlemeyeyim yani?

İşte belki yine bu tarz birkaç bomba vardır diye dinledim bugün baştan sona birkaç kere Manga’nın yeni albümü Şehr-i Hüzün’ü. (biraz fazla devrildi bu cümle ama idare edin artık)

İlk bomba “Evdeki Ses” ile patladı. Hani Cartel‘in Cartel olduğu dönemde -ki Cartel hala candır- Karakan isimli nadide grup sayesinde bağrımıza bastığmız parça. O parça şimdi Manga coverıyla tekrar aramızda. Hem de Alper Ağa düetiyle!..

Laf aramızda Alper Ağa’yı da amma özlemişim ha! Sesini duymak bayağı iyi geldi. Gelse ya Karakan yine buraya, hakkımızı arayıp sormaya, geride kalanları uyarmaya…

Bir diğer bomba parça ise “Hayat Bu İşte“. İstanbul Kanatlarımın Altında film müziklerinden tanıyacağınız piyano melodisi ile başlayan şarkıda bir de “içimde bir İstanbul var ondan vazgeçemiyorum” sözleri geçtiği anda albümdeki favori şarkım da belli olmuş oldu.

Şehr-i Hüzün’de yer alan 16 şarkıdan, intro tadındaki 3-4 enstrümantal parçayı saymaz ve diğer şarkıların da klasik Manga-style, yani bigidi-bıgıdı olduğunu göz önünde bulundurursak “Evdeki Ses” ve “Hayat Bu İşte” den başka “ille de dinleyin” diyebileceğim yalnızca bir şarkı daha var. O da albümün ikinci şarkısı olan  “Beni Benimle Bırak“. Her ne kadar isim itibariyle Zuhal Olcay’dan bildiğimiz dünya güzeli şarkıyı çağrıştırsa da oldukça başarılı bir şarkı diyebiliriz.

Bu arada albümün ilk şarkısı olan “Gündoğumu” ve son şarkısı olan “Günbatımı” ile hoş bir espiri yakalanmış olması da gözümden kaçtı sanmayın.

Afacanlar sizi!

PataSong: Hadi Çıkart İçindeki Saklı Cenneti

Pazartesi, Nisan 20th, 2009

Emre Altuğ

Emre Altuğ – Kapış Kapış

Şarkı Sözleri

(daha fazla…)

İçim Gül Biraz, Güldür Biraz

Pazar, Nisan 19th, 2009

Bugün öğleden sonra Nil‘in yeni albümünü aldım. Albümün ilk şarkısı “Seviyorum Sevmiyorum“u radyodan defalarca dinlemiştim. Dinler dinlemez de “yesss bee! Nil yeni albüm çıkarmış.” diye sevinmiştim.

Efenim ben bu kızı çok beğenerek dinliyorum da üzerinize afiyet! Hani hafif kafadan kontak ya, hani yerinde duramıyor ya, hani biraz aykırı, accık da deli ya… Ondan olucak herhalde. İlk dinlediğim günden beri takibindeyim bu kızın. Bir de güzel ki… Sormayın gitsin.

Baştan sona kim bilir kaç kere dinledim bugün tüm albümü? Bazı şarkıları tekrar tekrar dinlediğimi hatırlıyorum da totaldeki yerlerini çıkaramıyorum.

Klibi de olan “Seviyorum Sevmiyorum” bunlardan biri mesela. Ne kadar güzel bir melodisi var o şarkının. Hemen dolanıveriyor insanın diline. Döne döne dinleyesi geliyor insanın. Bir diğeri de “Ben ya dirrrrrekt sana ya kabristana” kod adlı “Çok Canım Acıyor” isimli şarkı. “Kendimi Senin Yerine Koydum N’olcak” şarkısını da çok sevdim. Kıpır kıpır,süper oynak bir şarkı. Ama tüm bunları zaten radyolardan, ya da Güneri Civaoğlu’nun programından biliyorsunuzdur herhalde. Zira Nil o programa çıktığında “Nil Kıyısında” adlı yeni albümünden pek çok şarkıyı canlı çalıp, söylemişti.

Fakat şimdi bahsedeceğim iki şarkıyı daha önce duymamışsınıdır diye tahmin ediyorum, tabi eğer albümü almadıysanız.

Birincisi: “Aşkımız Her Zamanki Gibi Tehlikede” Harika bir hikaye anlatıyor şarkı. Sanki bir masal. İçinde bir kovalamaca var şarkının. Tam bir macera. Silahlar patlıyor, sulara atlanıyor, kuşa dönen kadınlar, örümcek ağları… Büyük heyecan…

Ama asıl bir şarkı var ki işte bu da bilmeyeceğinizi tahmin ettiğim ve bu nedenle sona sakladığım “Kırık” adlı şarkı. Gerek müziğiyle, gerek sözleri ve gerekse Nil’in yorumuyla bir duygu bu kadar mı güzel verilir bir şarkıya. Dinlediği anda insan, meşgulse işi gücü bırakma, ayaktaysa hele bir yol oturma gereksinimi hissediyor. Gözlerini kapatmak,belki bir sigara yakmak ve o duyguyu tümüyle içinde yaşamak istiyor.

Sırf bu şarkı için bile alınır bu albüm. Teşekkürler Nil Karaibrahimgil.

PataSong: Birileri Yine Sarhoş

Cuma, Nisan 17th, 2009

Yasemin Mori

Yasemin Mori – Aslında Bir Konu Var

Şarkı Sözleri

(daha fazla…)

PataSong: Temmuz Gelir Giderken

Perşembe, Nisan 16th, 2009

Umut Kaya

Umut Kaya – Mevsimler Geçerken

Şarkı Sözleri

(daha fazla…)