Efenim dün akşam üzerinize afiyet Ali Sami Yen’deydim. Hemi de Eski Açık’ta! Avrupa Şampiyonu İspanya’yı ağırladığımız ve tıpkı İspanya’daki maçta olduğu gibi dandik goller eşliğinde elimizden kaçırdığımız maçı, tribünde izlemek yine de büyük keyifti. Hava biraz serindi, stada girmek – çıkmak da büyük eziyetti ama yine de Ramos’u olsun Torres’i olsun efenime söyliyeyim Casillas’ı olsun dünya starlarını canlı canlı izlemek hoş bir deneyimdi.
Söylemesi ayıptır Galatasaray taraftarı olduğum için Ali Sami Yen’e çokça defalar gitmişliğim vardır. 1999 – 2000 sezonunda kombinem vardı mesela. Tam da UEFA kupasının alındığı seneye (17 Mayıs 2000) denk düşen bu dönemde haftaiçi maçları da dahil olmak üzere Galatasaray’ın tüm maçlarına gitmiştim. Kombinem kapalı tribünün ortasında olduğu için -ki bu bölüm o dönem “Aslan Tribünü” diye adlandırılıyordu- maça gitmemek de ayıp olurdu zaten. ;)
Daha sonraki sene ise kombine almamıştım ama vakit buldukça maçlara gidiyordum. Hangi tribünden bilet bulursam orada izliyordum maçı. Kapalı Üst, Kapalı Alt, Yeni Açık, Numaralı… Hepsinde maç izlemişliğim vardı da Eski Açık’ta izlemek bir türlü nasip olmamıştı. “Eski Açık Sarı Desene” tezahüratının tavan yaptığı -ki daha sonra UEFA maratonunu anlatan filme bile adını verdi- dönemde oraya bilet bulmak oldukça zordu. Anında bitiyordu biletler.
Ama işte dün akşam Coca Cola’nın göndermiş olduğu davetiye sayesinde ilk defa Eski Açık’ta maç izleme şerefine nail oldum. Aklımda kupa, elimde Coca Cola şeklinde çıkardım hayatın tadını.Vallahi süper de oldu. Ah bir de yenseydik…
Neyse efenim gelelim stada giriş kuyruğu ile başlayıp tribün şovlarla devam eden Eski Açık macerama.

Saat 19.15 gibi Eski Açık kuyruğuna girdim. Kuyruk, önceleri ikişerli sıra halindeydi. Fakat kapıya yaklaştıkça sekizerli, onarlı bir hal aldı. Kapı dediğimde, yanyana iki kişinin zar zor geçebileceği demirden bir şey. Etrafında da polisler var üst-baş araması yapıp, milleti stad alanına alıyorlar. Bir de stada giriş kapısında beklemek gerek falan derken oldu mu saat sana 20.30… Stada girişimizle beraber kırmızı beyaz balonlar kapladı havayı. Tribündeki herkes ellerinde bayraklar, 10. yıl marşını söylüyordu. Hemen maçı rahat rahat izleyebileceğim bir yer buldum ve marşa eşlik etmeye başladım. Evet efenim yer buldum diyorum çünkü çok açık bir Açık kuralı vardır ki yerler numaralı falan değildir. Öyle elinde biletle gelip de “C blok 48 numara benimdi beyefendi kalkar mısınız?” diyene fazla ses çıkarılmaz ama öyle okkalı bir hareket yapılır ki bir daha da unutulmaz.
Maç öncesi 10.Yıl Marşı
Takımlar sahaya çıkarken şovlar da başlamıştı. Eski Açık ve Kapalı’da tribünü kaplayacak derecede büyük bayraklar açıldı. Kapalı’da açılan TTNet’inki idi de bizimkisi hangisinindi göremedim haliyle.Yalnız kardeşim o bayrak da ne pis plastik kokuyormuş ya!! TV’de izlerken süper oluyor, “açsalar bayrağı tekrar da görsek” falan diyor insan ama gel sen ne çektiğimi bir de bana sor!
Bayraklar Altında!
İstiklal Marşı falan derken başlayıverdi maç. Hemen kendini tutamayan iki genç delikanlı sarıldılar meşalelere. Biri benim 2 sıra önümde hafif çaprazımdaydı. Diğeri ise tribünün öbür ucunda. Etraf duman oldu, meşale yandı söndü derken 10 dakika sonra 3 adet polis geldi. Biri sıranın başından, biri arkasından, biri de öbür ucundan girerek, az önce meşale yakan çocuğun koluna girdiler, sessiz sakin götürdüler merkeze. O sırada bir de gol kaçırdı bizimkiler, iyice kaynadı arada vukuat. Olayı gören bayrakçı amca hemen yanıma geldi. “Hava-i Fişek yaktığı için aldılar çocuğu, biraz kurnaz olup yer değiştirseydi yakalanmazdı” dedi. :) Onu bunu bilmem ama polis süper başarılı çalıştı. Hızlı reaksiyon, doğru adam, sakin müdahale…
İkinci yarının başında ise E-5 kenarındaki stadı gören binalardan birinin terasında yandı “hava-i fişekler“. Tam da 3 tane idi. Demek polis bizim tribünden aldığı 2 kişi ve kapalıdan aldığı 1 kişiyi merkeze götürmemiş, terasa çıkarmış. “Ne yakıcaksanız burada yakın çocuklar” demiş. İşte tam da yeşil sahalarda görmek istediğimiz polis tipi be… Bir kez daha tebrikler.. :)
Nereden gelmiş, ne zaman gelmiş bilmiyorum ama yine ikinci yarının başında arkamdaki sıraya bir grup gelmiş. Grubun komiği de tam arkama düşmüş. Adamın tepkiler müthişti. Sayesinde bayağı güldüm vallahi.
- Top bizim kaleci Volkan’a geliyor. Abi haykırıyor: “Yapıştır!“
- Defans oyuncumuza top geliyor, abi boş durmuyor: “Çak oradan!“
- Top ne zaman Arda’ya gelse: “Amansız ol, Arda!“
Yalnız, Arda ne oynadı be kardeşim!
Bu arada madem maç yazısı oldu bu. Bir de maç yorumu yapayım:
Fatih Hoca’nın Emre Belözoğlu ısrarı yakmıştır takımın başını bu da böyle biline…
Etiketler: ali sami yen, arda, casillas, coca cola, emre belözoğlu, eski açık, Fatih Terim, galatasaray, ispanya, maç, ramos, torres, turan, türkiye, uefa

2 Nisan, 2009 -- 17:52
Guzel yazmissin kardesim :) Bence maci Fatih Terim’in Emre israri, I.Uzulmez gibi bir adami milli takima cagirmasi, ve macin son ceyreginde yanlis adamlari oyuna almasi yakti… Mehmet Yildiz niye hala milli takim kadrosunda degil?