Çok severim vapurla seyahat etmeyi. İstanbul’un güzelim manzarasını seyredalarak mis gibi deniz kokusunu içime çekmeye bayılırım. Avrupa Yakası’nda yaşayan biri olarak bu keyfi yaşamam için Anadolu Yakası’na gitmem gerekir. Ben de zaman zaman atlar vapura kısa yolculuklar yaparım. Binerim Karaköy’den, geçerim Kadıköy’e ama inmem, dönerim yine aynı vapurla.
Çünkü ben sevemedim Anadolu Yakası’nı bir türlü. Ne zaman orada bir işim olsa mutlaka ertelemeye çalışırım.
Vapur yolculuğunu o denli sevmeme rağmen varacağım nokta Anadolu Yakası ise bir sıkıntı gelir oturur içime. “Off benim ne işim var orada! Caanım Avrupa Yakası ve hatta Beyoğlu dururken ne gerek var karşılara taşınmalara.” derim içimden.
Avrupa Yakası’na dönerken ise içimi bir huzur kaplar. Sanki eve kavuşmanın verdiği o rahatlık yayılır içime. “Ohh evim!” derim içimden. Topkapı Sarayı’na dalar gözlerim önce, sonra Galata Kulesi’ne…
Ama bu sabah yaptığım vapur yolculuğu diğerlerinden biraz farklıydı. Bu sefer Anadolu Yakası’nın da sevebileceğim bir yanı olduğunu farkettim. Anladım ki Anadolu Yakası’nın en sevdiğim yanı, Avrupa Yakası’na dönüş yolculuğu…
Etiketler: anadolu, anadolu yakası, avrupa, avrupa yakası, deniz, manzara, seyahat, vapur, yaka, yolculuk

2 Haziran, 2009 -- 15:32
[...] yolculuk ise ondan sonra başladı. Bilirsiniz Anadolu Yakası’nın en sevdiğim yanı dönüş yolculuğudur. Yine motorun burnunda, bu sefer benim yakama doğru… Galata Kulesi solumda, Beşiktaş [...]