Archive for Temmuz, 2009
PataSong: Altı Üstü Beş Metreydi
Cuma, Temmuz 24th, 2009Hugolelülelülüüü
Perşembe, Temmuz 23rd, 2009
Hani bir ara “Hugolelülelülüüü” diye bağıran koca kulaklı şirin bir yaratık vardı ya… Hoplaya zıplaya dağ bayır gezerdi de Cadı Sila‘dan çoluğunu çocuğunu kurtarmaya çalışırdı. Ne acayip oyundu o! Tolga Gariboğlu diye eğlenceli bir adamın sunduğu programı arardı veletler, telefonun tuşlarına basıp yönlendirirlerdi Hugo’yu.
İşte o oyunun bir de Amiga versiyonu vardı. Bir gün bir arkadaşımın evine Amiga oynamaya gittiğimizde “Bakııınnn, ne aldı babam banaaaaa!!” diye bir çıkardı Hugo’nun oyununu… Heyyoooo, nasıl da delirmiştik. Hergün TV’de izlediğimiz yerden bitme kahramanımızı bu sefer biz yönlendirecektik. “Hadi” dedik “yükleyelim de oynayalım bir an önce oyunu“. Taktık disketleri yüklemeye başladık ama bitmek bilmiyordu. Yüzlerce disket… Yükle anam yükle!! Sıkıldık tabi ama yine de merak vardı işin ucunda. Acaba Hugo “hadi çufçuflayalım” falan diyecek miydi?
Neyse efenim uzun süren çabalar sonucunda yükleme işlemini tamamlayıp oyunu açtığımızda Hugo’nun ingilizce konuşmaya başlamasıyla bir anda yıkılmıştık. Oysa Tolga abi’nin sunduğu programda ne acayip şeyler söylerdi Hugo.
O olayın üzerinden yıllar geçtikten sonra bugün webde gezerken Çelik Çomak adlı yeni bir oyun sitesinde Hugo’nun oyununa denk gelince bir fena oldu içim. Bir anda eski günlere gittim. Ne günlerdi be!
Kafadan yarım saatten fazla oynadım Hugo’nun oyununu. Sağa sola zıpladım, elmasları topladım, Hugo’yu şatoya ulaştırdım. Mutlu oldum resmen :)

Tabi celikcomak.com beni bu denli mutlu edince siteyi biraz daha turlamamak olmazdı. Dolayısıyla diğer oyunları da gezdim. Boks maçı da yaptım, araba yarışı da hatta öyle eğlenceli bir bowling oyunu buldum ki sırf biraz daha gülmek için dakikalarca labut devirdim. Güzel ve eğlenceli bir site olmuş yani Çelik Çomak.
Yapanların ellerine sağlık!
Saki’n Coke
Çarşamba, Temmuz 22nd, 2009
Rock’n Coke 09‘un ilk günü, kalabalığın arasına dalarak izlediğim ilk konser Sakin konseriydi. Zar zor bulduğum gölgelik ve yumuşak alanımdan kalkıp, WC’lerin yanındaki Zero sahnesine gittim. Konser alanına girer girmez sahnede Sakin’i, etraftada da sakinlikten eser kalmayan Sakinseverleri gördüm. Hemen aralarına daldım ve ben de başladım onlarla bağırmaya: “Burnum omzunda...”
Yine harika bir sahne performansları vardı ve yine süper şarkıları ile beni benden almayı başardılar. Bu çocukları tebrik etmemek, ayakta alkışlamamak mümkün değil.
Alkış!
Yalnız, “Sentetik Sezar” çalarken bir arkadaşım dedi ki “Abi, ben bu şarkının sözlerine çok takığım ya! Ne demek istiyor bu adam? Aklıma türlü türlü şeyler geliyor vallahi!”
Hakikaten de dikkatlice dinledikten sonra benim de beynim zararlı çağrışımlara gark oldu. Siz de dikkatlice bir okuyun bakalım sözleri, merak ediyorum siz ne anlayacaksınız?
…..
Örtük yüzüm diz çökerken
Göster beni aletin doluyken
Dök üstüme sıcak suyunu
…..
Efenimm???
PataSong: Öldürdün Beni Sezar
Çarşamba, Temmuz 22nd, 2009Dert’n Coke!
Pazartesi, Temmuz 20th, 2009Festival kafasını seven biriyimdir. İki gün boyunca çayır çimen takılmayı, konserden konsere koşmayı, yanında da biramı hüpletip abuk subuk dolanmayı çok severim. Bu yüzden Rock’n Coke başladı beri sıkı takipçilerinden biri de ben olmuşumdur. Hezarfen’in göl manzaralı festival alanında kimbilir kaç litre alkol tüketmiş, kaç milyon kez hoplayıp zıplamışımdır.
Bu seneki festival, bildiğiniz gibi, İstanbul Park’taydı. Afişlerini gördüğüm günden beri şehre uzaklığı nedeniyle çok soğuk yaklaşmıştım Rock’n Coke 2009‘a, zira her ne kadar adında İstanbul kelimesi geçse de İstanbul Park çakalın bok bıraktığı yerde. Ama ne yaparsın ki merak işte… Gitmeden duramadım, bir de Coca-Cola davetiye göndermiş sağolsun…
Kaltık efenim arkadaşlarla gittik biz de İstanbul Park’a. Taksim’den festival alanının otoparkına varmamız 45 dakika sürdü. Gayet güzel bir zamanlamaydı bence. Fakat otoparkten konser alanına girmemiz de, bilet vs.. kontrolleri hariç, en az o kadar sürünce dedim “bu işte bir terslik var“.
Tersliğin nedeni ise kısa sürede anlaşıldı. Öyle abuk bir yerleşim planı vardı ki festivalin. Zat-ı muhteremler demişler ki herhalde “Madem bozkırın ortasında geniş bir alanımız var. O zaman otoparkı ebesinin nikahına yapalım, kamp alanını da otoparktan mümkün olduğunca uzağa koyalım ki arabada bir şey unutan sefil kampçılar saatlerce yürüyüp perişan olsunlar. Konser alanını da ikisinin ortasına koyalım ki önce arabaya sonra çadıra uğrayıp buraya varmak nereden baksan 1,5 saat sürsün.”
Şaka gibi!!!
Neyse efenim… Arabadan inip de uzun bir yolu yayan teptikten, köprüler aşıp türlü kontrollerden geçtikten sonra bir Welcome Drink ikram etti Coca-Colacılar. Allah’ın sıcağında o kadar yürüdükten sonra dil damak kurumuştu tabi, iyi geldi Cola’lar ama malesef iki yudum alabildim sadece. Çünkü konser alanına servisle gitmek gerekiyordu ve servise de içecekle almıyorlardı. Yani hem durup dururken elimize içecek tutuşturuyorlar, sonra da “içecekle binemezsiniz ama beyefendi” diyerek azarlıyorlardı. Sanki serinletmek için değil de fırça kaymaya bahane olsun diye dağıtıyorlardı Cola’ları.
Servise bininceyse dünyası değişiyordu insanın. Yol boyunca Rock FM dinleyip kendini azmaya programlayan bünyeler, yürüyüş sırasında sanki yeterince darbe almamış gibi, bir de servis şöförü indiriyordu darbeyi. Sıcak, havasız, penceresiz okul taşıtı tadındaki servislerde Ebru Gündeş’ten başka sanatçı dinlenemiyordu ki bu da zaten bünyedeki tüm gazı alıveriyordu. Servisten indikten sonraysa 10 dakikalık yokuş tırmanışı bekliyordu bizleri. O engeli de aşıp festival alanına vardığımızda bir yarabbi şükür çektik vallahi ne yalan söyleyeyim. Bize bugünleri de gösterdi Rab’bim.
Festival alanı Hezarfen’den hatırladığımız şekildeydi. Yine iki adet sahne (bu sefer alternatif sahnenin adı Burn değil, Zero idi), türlü yemek alanları ve lunapark oyuncakları ile ufak tefek standlar… Yalnız Hezarfen’den farklı öyle önemli bir nokta vardı ki onu es geçmek mümkün değil. Her yer asfalt!!
Öğlen sıcağında o asfalt nası yakıyordu insanın ayaklarını da yüzünü de anlatamam. Yere oturmak zaten mümkün değildi, dokunmaksa imkansız. Çeşitli çim alanlar yapmışlardı gerçi, böyle kare kare toprak-çim kesitlerini getirip halı gibi sermişlerdi ama koca alanda ufacık noktalardı yeşillik olan. Ki onlar da asfaltın üzerine serildiklerinden toprağın sahip olduğu esneme payı bunlarda yoktu. E tabi bu da oturunca insanının totosunun acımasına neden oluyordu. Bir de ikinci günün sonunda hiç de toprak gibi kokmuyordu o çimlik alanlar, onu da belirteyim efenim naçizhane bendeniz.
2 günlük festival boyunca, konserler sağolsun, fena vakit geçirmedim. İlk gün Sakin ve Duman’ı önlerden izledim, Nine Inch Nails’ı arabaya uğramam gerektiği için otopark yolculuğu nedeniyle kaçırdım, Prodigy’de de kendimi kaybettim.
Ertesi günse ilk gün yaşadığım sıkıntılardan dolayı ettiğim tonla küfüre rağmen Hayko Cepkin konseri sayesinde motive oldum aynı eziyetleri tekrar çekmeye. Manga vs. Cartel ile başlayan konser maratonumuz, Allah’ın sıcağında asfaltın üstünde ve yüzlerce kişinin tam ortasında Hayko Cepkin konseri, ardından Razorlight ve connectionlar sayesinde sahne önünden izlenen Kaiser Chiefs ve Linkin Park ile devam etti.
Konserlerden çok keyif aldım. Ayrıntılarını ve foto – videolarını daha sonra paylaşacağım ama genel olarak şunu söylemek isterim ki daha da İstanbul Park’a gitmem!! Bundan sonraki festival programında öyle acayip, öyle şaka gibi gruplar olması gerekir ki gitmemek opsiyonunu ortadan kalksın. Ancak o zaman aynı eziyete bir daha katlanabilirim.
Ya da yine eski günlerdeki gibi Hezarfen’e dönerler, ne gam kalır ne keder. Festival ruhunu dibine kadar, dertsiz tasasız yaşar, ardından tebriklerimizi sunarız yine bu sayfadan.
Üstüne De Tüy Dik
Cuma, Temmuz 17th, 2009
Efenim dün akşam Asmalımescit’te bira-patates eşliğinde takılırken, Fransız Lisesi mezunu olduğu kadar modacılığa da merak salmış bir arkadaşımla sohbet etmekteydim. Şapkaydı, ayakkabıydı oydu buydu derken, konu nasıl oldu da Fransızların hijyen alışkanlıklarına bağlandı hatırlamıyorum ama Fransız modasının gelişmesinde, pisliklerini örtme çabalarının payının büyük olduğuna kanaat getirmiş bulunduk.
Parfümün icadının nasıl ve neden olduğunu sanırım çoğunuz biliyordur ama yine de açıklamamda fayda var diye düşünüyorum zira her şey dönüp dolaşıp bu olaya bağlanıyor. Efenim şimdi bu eski dönem Frankofonlarının tuvalet denen icattan bihaber olmalı nedeniyle, çok afedersiniz, ortalık yere mıçmaları ve hatta bu mıçmıkları bir beze dolayıp sağa sola fırlatmaları nedeniyle etrafı pis bir koku sararmış. Bu kokudan kurtulmak için, “bir delik açalım da onun içine edelim” fikri Fransız kafasına fazla pratik geldiğinden parfümü icat etmeye karar vermişler. Bir mendil açıp, mendilin içine mıçıp, sonra bu mendili bohça gibi kapatıp, etrafına da parfüm sıktıktan sonra pencereden dışarı fırlatıyorlarmış. Eau de toilette beyinliler…
Tabi bu pencerelerden sağa sola fırlatılan kokulu bohçaların, sokaktan geçenlerin kafalarına denk gelme ihtimalini de düşünen süper zeki Fransızlar, yağmur yağmayan günlerde de şemsiye kullanmayı akıl etmişler. Kadınlar fırfırlı, dantelli şemsiyeler kullanırken erkeklerin de şemsiye taşımaya üşenenleri “şapkasız çıkmam abi” der olmuşlar.
Havadan yağan moklardan şemsiye ile kurtulmuşlar kurtulmasına da ya yerdeki moklar? Bunlara basmadan nasıl yürünecek? Tabi ki de topuklu ayakkabılar sayesinde… Ayağın yere değen kısmını azalttın mı, moka basma olasılığını da düşürmüş oluyorsun. Vallahi bravo!
Ya o şapkalarda duran tüyler? Süs için mi vardı onlar sanıyorsunuz? Ay çok safsınız, kuzum. Tabi ki de sokak ortasında çok sıkışmak suretiyle tuvalet ihtiyacını ortalık yerde karşılamak zorunda kalan süslü bayanların, vukuat sonrası civardan geçenleri uyarmak amacıyla incelik göstermeleri için vardı o tüyler. Yani “mıçtım bari bir de üstüne tüy dikeyim de herkes görsün burada mok var, üstüne basmasınlar” durumu.
Halbuki pisliklerini örtmek için zihnisinir projeler peşinde koşacaklarına, veledin birini yollasalardı bizim oralara da öğrenselerdi bu işin nasıl çözüleceğini fena mı olurdu? Dünya modası biraz geç gelişirdi belki ama en azından hikayesi temiz olurdu.
Video: Mok Var!
PataSong: Sexy Don
Perşembe, Temmuz 16th, 2009PataSong: Gidelim Öyleyse
Cuma, Temmuz 3rd, 2009Bugün Benim Doğumgünüm
Çarşamba, Temmuz 1st, 2009
Şaka gibi ama ben bugün 1 yaşımı doldurdum.
Göz açıp kapayıncaya kadar geçen bu bir senede 124 yazı yayınlamışım. Bunların 35 tanesinin de PataSong olduğunu düşünürsek 89 adet dolu dolu yazı… Bundan bir sene önce birisi bana gelse ve deseydi ki “Sen 4 günde bir yazı yazabilirsin, PataSong’ları saymıyorum bile…” derdim ki “Abuk subuk konuşup adamın asabını bozma leayn! Ben kim o kadar kelimeyi ardarda dökmek kim?” Bugün ise 4 günde 1 yazı ortalamasının çok düşük olduğunu, bunu aslında 2 günde 1′e indirebileceğimi düşünüyorum.
Bu arada sizlerden gelen 77 adet yoruma da çok çok teşekkür ederim. Bilmenizi isterim ki her gelen yorum, yeni yazılar yazmam konusunda beni motive etti. Ne zaman admin panelimde onay bekleyen bir yorum görsem çocuklar gibi şen oldum.
Yorum yazan elleriniz dert görmesin inşallah.. :)
Ben yazmaya devam edeceğim, siz de okumaya devam ederseniz bunun gibi daha çoook yıl deviririz birlikte.




