Thursday, March 11, 2010

Archive for Ocak, 2010

Durduk Yerde Gerginlik

Posted by Patavatsız Köstebek On Ocak - 8 - 2010

drmrhyde-yaziAmma nemruttum bugün ya!

Sabahtan beri içimde kaynayan bir şeyler vardı. Sanki sıcak sıcak akıyordu boğazımdan mideme keskin bir asabiyet. Aman kimse bana bulaşmasa da kazasız belasız atlatsak bugünü diye düşünürken geldi de geldi her şey üstüste.

Hani olur ya bazen gözünden bile sakınırken bir şeyi, çat diye düşer, kırılıverir ya… Sonra topla toplayabilirsen. İşte aynen bana da böyle oldu uzun zaman sonra bugün. Bayağıdır sütliman giderken dalgalanacağı tuttu denizimin.

Gayet masumane tavırlarla, iyi olduğunu düşündükleri şeyi yapmayı öneren insanlara, çattım da çattım. İyimser olmasına rağmen yanlıştı bana göre önerileri ama daha sakin de anlatabilirdim derdimi, oysa ben ne yaptım: Tiheayt var mı ulan bana yanbakan!!

Aslında ilk defa olmuyor bu bana. İçimde rahatsız, asabi bir mahlukat var. Zaman zaman hortluyor bir anda, esiyor, gürlüyor sonra kayboluyor ortalıktan. İşte o anlarda yıktığını yıkıyor, yaktığını yakıyor. Sakinleştikten sonraysa enkazı toplamak yine bana kalıyor.

Alışık olmam lazım gerçi, garipsememem lazım bu durumu ama şaşırıyorum hala kendime. Ne yapayım efenim sevmiyorum ben bu asabi hallerimi. Gülmek eğlenmek varken ne gerek var durduk yerde gerginliğe…

MFÖ oldukça iyi anlamış gerçi derdimi, teşhisi de koyuvermiş “Mazeretim Var Asabiyim Ben” diye.. Bana da sabahtan beri çattığım kişilere bu şarkıyı armağan etmek kalmış. Hem “ne kadar sürç-ü lisan ettikse affola” babında hem de kulaklara küpe olması anlamında.. Yine hortlar mortlar neme lazım.. :P

Bu arada herkes Youtube’a girebiliyor değil mi? Giremeyen varsa şuradaki adımları uygulayarak DNS ayarını hemen yapsın, tepemin tasını attırmasın… Tiheayytt!!

Sosyal Vagabund

Posted by Patavatsız Köstebek On Ocak - 6 - 2010

dedikodu1Dük akşam Galatasaray’da denize nazır bir binanın en üst katında yer alan, süpersonik manzaralı, bar tadında bir restaurant’taydım. Uzun süredir görüşemediğim arkadaşlarımla biraraya gelmiştim. Laf lafı açtı; laf, sigara paketini açmak üzere bizi terasa yolladı. İçkilerimizi alıp, buz gibi havayı elektrikli ısıtıcılarla yumuşatmaya çalışan mekanın terasına geçtik. Hava soğuktu belki ama sohbet o kadar sıcaktı ki neredeyse tüm geceyi terasta geçirebilmemizi sağladı.

Sessizdi teras ve boştu. Sigara içmeye çıkan insanlar da 5 dakikadan fazla kalmıyorlardı. Bu sessizlik, uzun süredir görüşmeyen dostların biraraya geldiği sohbet ortamının anında dedikodu kazanına dönmesine neden oldu tabi ki de.. Efenim biri varmış da nişanlanmış da sonra bozmuş da nişanı, öbürü boşanmış da, diğerinin çocuğu olmuş da, vay efenim o kadar yaş farkı da olur muymuş da, çıtır kızı kapmış da falan da filan da derken…

Bir elinde rakı kadehi diğerinde sigarası bir amca yaklaştı masaya. Dedi ki “gençler kusura bakmayın kulak misafiri oldum. Yaş farkı falan diyordunuz, benim de eşimle aramdaki yaş farkı 20, ona göre :) ” Kızlar biraz utanmış olsa da erkekler olarak amcayı süper takdir edip hemen masamıza buyur ettik. Kendini anlatmaya başladı. Neler yapmış, ne zaman evlenmiş, kaç kere evlenmiş falan.

serseri1Acayip eğlenceli ve sosyal biriydi. 64 yıllık yaşamını hayattan keyif almak üzerine kurmuş biri. Lisedeki haytalıklarından, iş hayatındaki çakallıklarına, çapkınlık hikayelerinden, dost anılarına kadar pek çok şeyi paylaştı bizimle. Yaşıtları içeride kös kös otururken o bizimle soğukta oturuyor ve hepimizi etkisi altına alan hikayeler anlatıyordu.

Alkol dediğin sarhoş olmak için içilmez, hayata keyif katmak için içilir. Yavaş içilir, dost sohbetleri ile içilir.” diyordu. Herkesle her zaman birarada olmanın peşindeydi. Bizim bulunduğumuz yere gelmeden önce iki farklı mekana daha uğramıştı. Bulunduğumuz yerden çıktıktan sonra başka bir mekana daha gidecekti. “Serseri ruhluyum çocuklar ben. Öyle erkenden eve gidemem. Daha yapacak çok şey var. Sosyal vagabund’um ben!” dedi ve bunu der demez bir anda hepimizin gözünde yükselen karizması tavan yaptı.

Evet işte böyle olmalıydı! Kaç yaşına gelirse gelsin insan hayattan keyif almayı bilmeli, bunun peşinden koşmalıydı. Kimseye eyvallahı olmamalıydı. Gerekirse posta koymalıydı. Keyfini kaçıracak işlerin karşısında durmalıydı. İnsanlarla bir araya gelmeli, onlarla hoş sohbetlerde bulunmalıydı. En çok da gençlerle birlikte olmalıydı ki kendi de gençleşsin. Hayata bakışı renklensin. Rahat sohbetler etsin.

İşti güçtü bunlar sıkıcı ve boş şeyler gençler… Hayatsa sıkılmak için çok kısa… İçelim, sıçalım hep beraber sosyal vagabund olalım!

Ruhani Kitchen

Posted by Patavatsız Köstebek On Ocak - 4 - 2010

soul-kitchenBol alkollü geçen bir cumartesi gecesinin ardından hang-over diye de tabir edilen akşamdankalmalık tabi ki de kaçınılmazdı. Haliyle yarım açık gözlerle stand-by modunda başlayan bu pazar gününüyse güzel bir sinema filminden başka bir şey renklendiremezdi.

Sessiz sakin bir filmdi izlemek istediğim. “Şöyle rahat bir şey olsun, fazla gürültü patırtı olmasın gideceğim filmde” diye düşünürken “Soul Kitchen” bir anda öyle sıcak göründü ki gözüme… Aldım kocaman bir pop-corn daldım sinema salonuna.

Fatih Akın’ın bugüne kadar yaptığı tüm filmleri sevmiştim zaten, Soul Kitchen’la bunlara bir yenisi daha eklendi. Bir kere filmin Almanca olmasını sevdim ki, Almanca her ne kadar kaba falan da deseler sevdiğim bir dildir. Oh mis… Achtung!

Filmdeki başrol oyuncuları arasında Moritz Bleibtreu ve Birol Ünel tabi ki de vardı ama Adam Bousdoukos ve Anna Bederke de başrollerde onlara eşlik edenlerdendi. Tabi bir de Knochenbrecher (kemikkıran) Kemal karakterini canlandıran süper sürpriz oyuncu Uğur Yücel‘i de unutmamak lazım…

Efenim accık da konuyu anlatayım: Şimdi “Soul Kitchen” adında bir cafe/restaurant var. Yunanlı bir aşçının sahibi olduğu bu restaurant, öyle kendi halinde dandik bir yer. Sonra idealist ve agresif bir aşçı başlıyor işe ve Soul Kitchen’da pek çok şeyi değiştiriyor da falan da filan da işte. Sonuçta güzel, umut dolu, sakin dinlendirici bir film. Hoşuma da gitti, eğlenceli de… Gidin izleyin bence…

Ha bir de filmde afrodizyaklı bir tatlı var. O tatlı servis edildikten sonra çok şık şeyler olluyor filmde. İşte o tatlıdan ben de istiyorum, özellikle yedirmek istediğim birkaç kişi var da… ;)