Friday, March 12, 2010

Archive for the ‘Reklam’ Category

Altınbaş Olmasın O…

Posted by Patavatsız Köstebek On Şubat - 18 - 2009

altinbas_raki21Yeni Rakı, sinemalarda gösterilmek üzere yepisyeni bir reklam yapmış.

Canım İstanbul’umun görüntüleri eşliğinde rakı içen, her yaştan mutlu insanlara yer verilmiş reklamda. Fon müziği olarak da, PataSong‘dan da dinleyebileceğiniz, “Yine Mi Çiçek” şarkısını kullanmışlar. Sezen Aksu’nun vokalistlerinden Cihan Okan‘ın harika bir şekilde seslendirdiği şarkıyı, Levent Yüksel yeniden seslendirmiş bu reklam için. Seslendirirken de devamlı gereksiz ara nağmelerde bulunmuş. Şarkıya yorum katacak ya ille…

Read the rest of this entry »

TIME Serüvenim

Posted by Patavatsz Kostebek On Aralık - 3 - 2008

Efenim naçizhane bendeniz 01.12.2008 – 02.12.2008 günleri boyunca Elite World Hotel Taksim’de düzenlenen TIME 2008’de pek çok sunuma katılmış bulunuyorum.

Genel olarak  GSM şirketleri, Pazarlama şirketleri ve dijital ajansların yoğun ilgi gösterdiği toplantılarda konuşulan ağırlıklı konu mobil iletişim ve 3G’nin mobil dünyasına getirdikleri idi. Katılmcılar, teknoloji geliştiren kişiler olmaktan ziyade sektörden maddi kazanç sağlamak isteyen veya sektöre yatırım yapmak isteyen kişilerden oluştuğu için yapılan sunumlar da haliyle teknik detaylara fazla değinmeyen sunumlardı.

İlk katıldığım toplantıda ana sponsor AVEA’nın Regülasyondan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Cengiz Anık, Türkiye’de Yeni Nesil Telekom Hizmeti ile iligili kısa bir konuşma yaptı. Daha çok toplantı açılışı havasında geçen konuşmada 3G’nin mobil hayata yapacağı katkılar özetlendi.

Cengiz Anık’tan sonra Dijital Dünyanın Sunduğu Yeni Fırsatlar ile ilgili konuşan Telekominikasyon Kurumu 2. Başkanı Galip Zerey, 3G teknolojisi ile ilgili şu anda yasal düzenlemelerin yapılmasının beklendiğinden ve bunun 60 günü bulabileceğinden bahsetti. Wi-Max ile iligili ihalenin de yakında açılacağını belirten Galip Zerey, Telekominikasyon Kurumu’nun iligili tüm hazırlıklarını tamamladığını, sadece doğru zamanın gelmesini beklediklerini söyledi. Türkiye’de internet servis sağlayıcıları ile ilgili dataları da paylaştığı bölümde, özel sektörün şu anda sahip olduğu %7’lik dilimi en kısa zamanda %20’ye çıkarmak istediklerini ve bununla ilgili düzenlemeleri de yaptıklarını belirtti. Paylaşılan grafiklerde Türk Telekom’un %99’luk pazar payının giderek azaldığı ve özel sektörün pazar payının geçen yıllar ile birlikte artarak %7’lere geldiği açıkça görülebiliyordu. Kablo Net ise %1’lik dilimden öteye geçememişti. Galip Zerey önümüzdeki sene (2009) planlarının ağırlıklı olarak sektörü denetleme olduğundan da bahsetti.

İkinci toplantı IPTV ile ilgili konuşmaların yapıldığı bir toplantıydı. IPTV, Niş İçerik Üreticilerini Bekliyor başlıklı toplantının konuşmacıları Motiwe Genel Müdürü Mete Bayrak, Sevenice / İMM, İş ve Proje Geliştirme Yönetmeni Gökçen Karan, TTNET, IPTV Direktörü Dr. Orhan Coşkun’du.

Uydu maliyetlerinin yüksek olması ve TV kanalı sınırlamaları nedeniyle niş içerik üretimine gerekli önemin gösterilemediği fakat IPTV ile birlikte bu tarz içeriklerin rahatça paylaşılabileceği ve maliyetlerinin düşmesi nedeniyle özellikle içerik üreticilerinin bu konuya ilgi duyabileceğinden bahsedildi. Ancak KabloTV veya Fiberoptik kabloların bile henüz ulaşamadığı yerlerde dahi uydu anteni kurmak ve uydu yayınlarına ulaşmak mümkünken IPTV’nin nasıl uydu yayınlarının yerini alabileceği hakkında bir açıklama yapılmadı.

Öğle Yemeği’nden sonra katıldığım toplantı ise Web Alemi’nin Uçuk İş Fikirleri gibi iddialı adı olan bir toplantıydı. Ancak  tish-o.com Proje Lideri Fatih Demir’in tish-o’nun çoğumuz tarafından bilinen hizmetlerini (kullanıcıların, t-shirtlerini kendi istedikleri foto veya desenlerle süslemeleri ve ürünün kapılarına kadar teslimi) sıralaması ile başlayan toplantı, adı nedeniyle kafamda oluşan imajı bir anda yerle bir etti. Tish-o, bir tekstil şirketi bünyesinde kurulan bir site olduğundan dolayı ilk senelerinde finansman ile iligil bir problem yaşamamış. Bugüne kadar bağlı bulunduğu tekstil şirketinin desteğini arkasına alan tish-o, son zamanlarda kendi ayakları üstünde durabilen bir site haline gelmiş. T-shirtlerin tüm üretimi yine kendi bünylerinde yapan tish-o’da kullanıcıların tasarladıkları herhangi bir t-shirt’ün kargo masrafları da dahil olmak üzere kullanıcıya maliyeti 25-30 YTL civarındaymış. Önümüzdeki günlerde kullanıcıların kendilerine ait t-shirt tasarımlarını sergileyebilecekleri “Mağaza” lar açmalarına da olanak sağlayacak olan tish-o, buradan kazanacağı gelirin belli bir kısmını da tasarımı yapan kullanıcıyla paylaşmayı planlıyormuş.

Fatih Demir’den sonra mikrofonu eline alan e-tohumGoril A.Ş, Kurucusu Burak Büyükdemir ise konuşmasına e-tohum’un uçuk bir iş fikri gibi değerlendirmesine şaşırdığını belirterek başladı ve genel olarak yeni bir iş fikrinin nasıl planlanacağını ve detaylı ve iyi hazırlanmış bir iş planının ne kadar önemli olduğunu anlattı. Kendisine yeni web fikirleri olduğunu belirten insanların genelde çeşitli mazeretler ardına gizlendiğini ve projelerini bir türlü hayata geçiremediklerini söylerken, kimilerinin “böyle karışık bir dönemde yeni iş kurmak pek akıllıca değil, bir süre daha bekleyeyim” derken, kimilerinin de “yatırımcı bulamadığından” yakındığını belirtti. “Ancak böyle düşünmeye devam eden insanların aklında sürekli mazeretler olacak ve düşünülen proje için asla doğru zamanı bulamayacaksınız.” diyerek konuşmasını bitirmek zorunda kaldı; zira zamanı yetmemişti.

Sosyal Ağlarda Oluşan İçeriğin Değeri ve Pazarlaması başlıklı toplantı da beni hayal kırıklığına uğratan toplantılardan bir tanesi oldu. Pronected, Genel Müdürü Hakan Kadir Erdemir, Attabot’un Kurucu Ortağı Seyfi Erol ve Xing AG, Türkiye Ülke Müdürü Hakan Gönenli’nin konuşmacı olarak katıldığı toplantıda karşılaştırılan sadece iki sosyal ağ vardı: Biri Facebook, diğeri ise Xing. Ancak sosyal ağların giderek yükseldiği internet dünyasında sadece iki örnek üzerinde takılıp kalmak bence toplantının adına yakışmıyordu. Özellikte Xing’te oluşan içerik, CV’ler ile ilgili olduğundan sadece kullanıcı bilgilerinin demografik dağılımı ile ilgili bir değerden bahsedilebildi. Facebook’ta yapılanlar ise ortada olduğundan geliştirme anlamında sadece FriendFeed benzeri fikirler türetildi. Oysaki dünya üzerinde var olan pek çok sosyal ağda kullanıcılar, herhangi bir profil bilgisi girmeden veya kendi adları yerine nickname’ler kullanarak içerik yaratmaktalar. Ve bunların çoğu da Facebook veya Xing’de rastlanan örneklerin çok dışında. Bu nedenle üzerinde durulan örnekler ve/veya öneriler konu ile ilgili beklenen bilgileri vermekte yetersiz kaldılar bence. Ancak dikkat çeken bir nokta oldu. O da salonda bulunan 50 kişiden yalnızca birinin herhangi bir sosyal ağda profili bulunmamasıydı. Bu da ileride herkesin bir sosyal ağda profili bulunacağı tezini destekler nitelikteydi.

01.12.2008 Pazartesi günü katıldığım son toplantı olan 3G’nin Medya ve Eğlencenin Gelişimine Katkısı başlıklı toplantı zaten konuşmacıları itibariyle sıkıcı bir havada geçecek gibi görünüyordu. Malesef öyle de oldu. Telekomünikasyon Kurumu (TK), Sektörel Rekabet ve Tüketici Hakları Dairesi Başkanı Dr. Muhterem Çöl’ün başkanlığını yaptığı panelde Tüm Telekominikasyon İşadamları Derneği(TÜTED), Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Dilek Bağdatlıoğlu, Türkiye Telekomünikasyon ve Enerji Hizmetleri Tüketici Hakları ve Sektörel Araştırmalar Derneği (TEDER)/ Türkiye e-Dönüşüm Danışma Kurulu Başkanı Serhat Özeren, Mobil İletişim Sistemleri ve Araçları İş Adamları Derneği (MOBİSAD), Danışmanı Abdullah Raşit Gülhan konuşmacı olarak yer aldı. Genelde “pek sayın, saygıdeğer, aman efenim rica ederim” gibi kelamların havada uçtuğu panelde alabildiğim tek not 3G’nin gelişiminin hayal gücü ile orantılı olacağıydı ki bunu da sanırım salonda bilmeyen yoktu. Ha bir de seyirciler arasında bulunup soru sormak maksadıyla mikrofonu alan ve 3G ile ilgili engin düşüncelerini bizlerle paylaştıktan sonra sözü yanında oturan avukatına veren Mesam Yönetim Kurulu Başkanı Ali Rıza Binboğa’dan telif hakları ile ilgili bir de özet bilgi almış bulunduk.

02.12.2008 Salı günü ise yine konular 3G’nin mobil dünyaya etkisi üzerinde döndüğünden, bence tek kayda değer toplantı Müzik & Medya 2.0: İçerik, Eğlence ve Medayanın Geleceği konulu toplantıydı. Medya futuristi, stratejist ve yazar Gerd Leonhard‘ın konuşmacı olarak katıldığı toplantı, gerçekten de adının hakkını veren ve beklentileri fazlasıyla yerine getiren bir toplantıydı. Her ne kadar müzik ağırlıklı bir sunum da olsa genelde internette bulunan tüm içeriklerin nasıl yönetilmesi gerektiği ve ne tarz gelir modellerinin uygulanabileceği ile ilgili bir konuşma yaptı Gerd Leonhard.

Günümüzde kullanıcıların müzik ve video dosyalarını çeşitli yöntemlerle download edebilmesinin, bu tarz içeriklerin bedavaymış gibi algılanmasına yol açtığını belirten Leonhard, bunu engellemek için başvurulan çeşitli yasal yollar, davalar, para cezaları ve hatta hapis cezalarının bile soruna çözüm olamadığını, sürecin sadece avukatlık firmalarına yaradığını belirtti. Bu nedenle asıl denenmesi gereken yöntemin, zaten içeriği bedava indirmeye alışmış kullanıcıların, legal yollardan ve bir kuruş dahi ödemeden istedikleri içerikleri download edebilmelerinin sağlanması olduğunu söyledi. Bunu gerçekleştirirken de izlenecek gelir modelinin içeriğin pazarlanmasındansa içerik etrafında sunulacak ürünlerin pazarlanması olduğunu vurguladı. Yani siz bir sanatçının albümünü bedava dinletirken, aynı albümün HD versiyonunu veya aynı sanatçının fan ürünlerini kullanıcılara satabilir olmalısınız. Her ne kadar başta, “madem bedavası var, neden para versin kullanıcılar” gibi düşünülse de, kullanıcıların zaten web’de satılan mp3′lere para vermek yerine bunları illegal yollardan edindiklerini göz önünde bulundurulduğunda son derece mantıklı bir yöntem olduğu aşikar. Aynı zamanda bunun gibi bazı değerli içeriklerin kullanıcılara bedava sunulmasının, ilgili web sitesine olan sevgiyi ve bağlılığı da arttıracağını belirten Gerd Leonhard, kullanıcıların sevdikleri markaların ürünlerini almayı daha çok tercih ettiklerini ve hatta onları gönüllü olarak desteklediklerini söyledi.


Müzik özelinde düşündüğümüz zaman yapımcı firmaların, eğer “bu eserlere kullanıcılar para vermeden erişirlerse neden albüm alsınlar ki?” şeklinde bir korkuları olması son derece normaldir. Ancak Leonhard’ın söylediğine göre ilk radyo çıktığında da benzer sesler yükselmiş. Fakat zaman içinde işin gerektirdiği gelir modelleri bulununca korkulan olmamış. Dolayısıyla internetteki içerik yayınının da radyo örneğini göz önünde bulundurarak yapılması gerektiğini belirtti Gerd Leonhard.

Bununla birlikte reklam sektörünün de kendini yenilemesi gerektiği, daha eğlenceli daha izlenesi reklamlar yapılması ve özellikle internette bu tarz yöntemlere yer verilmesi gerektiğinden de bahsetti Leonhard. Kullanıcıların, içeriklere reklamlardan gelen gelirler sayesinde, bedava ulaşabildiklerini anlamaları durumunda ise yayınlanan reklamlara tepki göstermeyeceklerini hatta onları dinlemek/izlemekte bir sakınca görmeyeceklerini söyledi. Eğlenceli olmaları halinde ise zaten bunu yapmak isteyeceklerini belirten Gerd Leonhard, sonuç olarak yeni bir iş sektörüne eski gelir modellerinin uyarlanmaya çalışılmasının bir hata olduğunu, sektörün ihtiyacı olan özgürlük ve eğlenceye izin veren gelir modellerine geçiş yapmanın gerektiğini belirtti.

İşte iki günlük TIME serüvenim böyle geçti efenim. Bazı yerleri mümkün olduğunca uzatmamaya çalışmış olsam da alışılandan daha uzun oldu bu seferki yazım ama umarım çok canınızı sıkmamışımdır.

Neden Olmasın?

Posted by Patavatsz Kostebek On Temmuz - 19 - 2008

ING Bank, otobüs duraklarına reklam vermeye başlamış. “Bu ülkenin sıcaklığına, binbir rengine geldik.” yazıyor reklamda. Görür görmez aklımda bir sonraki reklam kampanyası için fikirler belirdi.

Yeni kampanyanın başrol oyuncusu Ferdi Tayfur, sloganı da “Ben de bu dağların nesine geldim, meleşir kuzular sesine geldim.” olmalı.

Bence banka yetkilileri bunu mutlaka değerlendirir. Televizyondaki reklamlarından da anladığım kadarıyla seviyor onlar böyle “içinizden biriyim ben” havalarını.