Archive for the ‘Gündem’ Category

Bugün 23 Nisan

Cuma, Nisan 23rd, 2010

Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan.

Hani  23 Nisan’larda çocuklar oturur ya makam koltuklarına, benim döner sandalyeme de Beyza oturdu bugün. Beyza, Mimar Sinan Okulları öğrencilerinden ve 5. sınıfa gidiyor. Ayrıca kendisine ait bir de blogu var: Beyza’dan Haberler

Beyza sizlerle kendi hazırladığı bir slaytı paylaşmak istemiş ve bir de kocaman sevimli gülümsemesini.. İyi bayramlar Beyza, 23 Nisan kutlu olsun çocuklar.. :)

1 Nisan Şakası – İyi De Neden?

Pazartesi, Nisan 5th, 2010

Aslında bu yazıyı 1 nisan günü yayınlamam daha anlamlı olacaktı ama yazıyı, aynı günün akşamı yazmaya karar verdim. Biraz düşündükten sonraysa durduk yerde ukalalık yapma fikri o an için çok çekici gelmedi ve tabi bir yandan da üşendim yazmaya. Üşendiğimi de fanpage‘imi takip edenlere duyurdum. Kızan oldu, sitem eden oldu falan ama umursamayanlar da oldu tabi ki. Fakat özel istekler de gelmeye başlayınca kıramadım, yazmaya karar verdim 1 nisan yazısını. Geç, meç işte siz de idare ediverin.

Efenim şimdi Hristiyanlık öncesine kadar yeni yıl kutlamaları, aylar süren kış uykusundan uyanan doğa anayı karşılamak ve yeni bir hayata “merhaba” demek için yapılırmış. Yapılan kutlamaların tarihi haliyle insanların yaşadıkları coğrafyaya göre değişiklik gösterirmiş ama aşağı yukarı mart sonu – nisan başına denk gelirmiş. Türk Dünyası da dahil olmak üzere çeşitli milletler tarafından 21 Mart tarihinde kutlanan Nevruz da işte bu kutlamalara bir örnektir.

Ancak Hristiyanlık sonrası dönemde Hz. İsa’nın doğuşu milat olarak kabul edilip, her sene bu günün insanlar tarafından kutlanması geleneği başladıktan sonra yeni yılın anlamı, doğanın yeniden doğuşunu kutlamak yerine Gregoryan takvimin ilk gününü ve tabi ki aynı zamanda Hz. İsa’nın doğum gününü kutlamak olarak değişmiş. Ancak tabi ki bu değişim kavimler arasında çok hızlı ilerlememiş. Bu kutlamadan ve hatta Hristiyanlıktan dahi haberi olmayan diğer kavimler yeni yılı alıştıkları şekilde, yani mart sonu – nisan başı tarihlerinde kutlamaya devam etmiş. Bunu gören zamanın din adamları ya da dindarları da bu kişileri dünyadan bihaber ilan edip aptallıkla suçlamış. “Aptallar, yeni yıla daha yeni giriyorlar, halbuki biz gireli 4 ay oldu. ninuhahaha!” şeklinde onlarla dalga geçmişler ve bu kişilere nisan salağı (april fool) demeye başlamışlar.

Gel zaman git zaman, bu durum şakacı şahsiyetler tarafından insanları aptal yerine koyma günü ilan edilmiş. Ve o günden bugüne dek her 1 Nisan’da abuk subuk şakalar yapılıp gülünegelmiş.

Oysa bana kalırsa asıl salaklık, tüm doğa kış uykusundayken, tüm çiçekler ölmüş ve tüm ağaçlar kurumuşken yeni bir yılı kutlamak. Etrafındaki her şey ölmüş, daha gün bile doğmamışken nasıl olur da yeni bir doğuşu kutlayabilir insan?

Her bahar etrafınıza bakın. Ağaçlar yeni yeni yeşeriyor, çiçekler daha en taze hallerinde. Ayılar bile yeni uyanıyor. İşte hayat asıl şimdi başlıyor.

Hepinize iyi seneler.. :)

Kulakmemesi kıvamında

Pazartesi, Mart 22nd, 2010

kemanciCumartesi akşamı uzun zamandır görmediğim ve çok da özlediğim bir arkadaşımla rakı muhabbeti yapmak üzere buluşmaya karar vermiştik. Tam evden çıkmak üzereydim ki telefonum çaldı. Arayan arkadaşımdı ve diyordu ki: “Abicim benim bir çocukluk arkadaşım var onun sevgilisi ve iki Hollandalı misafiri de bu akşam fasıla gidiyorlarmış. Onlara mı katılsak?” İçi fasıl aşkıyla yanıp tutuşan bu teklife hayır demek mümkün olmadı tabi… :)

Saat 20.00 gibi İstiklal Caddesi’nde buluştuğumuzda hala nereye gideceğimizi bilmiyorduk. Birkaç farklı yere rezervasyon yapmıştı arkadaşlar gerçi ama kiminin menüsü içlerine sinmemişti kimininse sunduğu masa, müzik vs… İşte tam o sırada Garibaldi’ye mi gitsek diye bir öneri geldi birinden.

Daha önce hiç gitmemiştim, hatta İstiklal’de böyle bir yer olduğunu bile bilmiyordum. Verdiler elime telefonu aradım hemen mekanı. İkinci dakikanın sonunda 6 kişilik rezervasyonumuz hazırdı. Böylece rezervasyon yapılan toplam mekan sayısına bir yenisi daha eklenmişti. İstanbul’un yarısı bizi yemeğe bekliyordu ama biz hala kararsızdık. En sonunda kararı Hollandalı misafirlerimize bırakmaya karar verdik ki bu yazı tura atmak gibi bir şey oldu.. :)

Neyse ki kızlar manipülasyona çok açıktı ve uzun süredir canı fasıl çeken zat-ı şahanelerim tarafından ikna edilmek suretiyle ekip halinde Garibaldi’ye doğru yola koyulduk.

raki-sofraEfenim Garibaldi, Odakule’nin hemen yanındaki Perukar Çıkmazı’nda bulunmakta. Son derece hoş, nezih bir mekan. Hizmet de güzel, yemekler de. Ama bence en iyisi fasıl ekibinin sahnede yer alıyor olması ve solistleri ile birlikte çok hoş bir repertuar sunarak geceyi keyiften keyife sürüklemesi. İnsanın kulağının dibine klarnet sokulmadan ya da kafasında darbuka patlatılmadan rakının ve müziğin tadına varmak pek ala bir şeymiş mirim.

Rakılar içildikçe ve muhabbet koyulaştıkça abuk sabuk mevzular da konuşulmaya başladı masada. Bunlardan biri de kına gecesi adetini duyan ve merak eden Hollandalı kızların kına yakma ile ilgili bilgi almak istemesiydi. Tüm ritüel gayet güzel anlatılmaktaydı kızlara ta ki konu “kınanın tuttuğunu nasıl anlarız?” sorusuna gelen kadar. Hadi gel de “kulakmemesi kıvamı” nı çevir ingilizceye..!?!

Kına yakımını anlatan arkadaşımızın o noktaya gelince elini kulağına götürmesi ve ıımmhhh diyerek kelime arayışına girmesi, bugüne kadar sadece bir tane Türkçe kelime öğrenmiş olan Hollandalı kızın gözlerinin parlamasına neden oldu ve sonunda bu kelimeyi cümle içinde kullanabilmenin verdiği heyecanla:” Kulakmemesi!!” diye bağırdı.. :) Meğerse Amsterdam’da bir kebapçıda döner yerken, kebapçı teyze bu kıza mesleğinin sırlarını anlatırken bu kelimeyi de öğretivermiş.

Bu sohbet, samimiyetin son noktaya ulaşması anlamında önemli bir kırılma noktası oldu. Ondan sonrasında ise gelsin rakılar, gitsin şarkılar… Amman sabahlar olmasın.. :)

Eyvah Eyvah

Perşembe, Mart 11th, 2010

Dün akşam “Eyvah Eyvah” a gittim ve kahkahalarla güldüm. Zaten Ata Demirer’in esprilerini ve jest ve mimiklerini çok severdim bu filmde de doya doya izledim hepsini. Tabi Demet Akbağ, Salih Kalyon ve diğer oyuncuları unutmamak lazım. Ayrıca filmde öyle güzel bir Trakya şivesi var ki, tadından yenmiyor.

Efenim sizin de eğer canınız sıkkınsa ya da sınavdan kalmışsanız ya da ne biliyim patronunuzla takışmışsanız veya sevgilinizden falan ayrılmışsanız hemen koşa koşa gidin bu filme. Gülün, eğlenin, kendinize gelin..

Yandan Halimem yandan seviyom seni candan.. Hop hooopp… :)