Thursday, March 11, 2010

Archive for the ‘Kültür - Sanat’ Category

Eyvah Eyvah

Posted by Patavatsız Köstebek On Mart - 11 - 2010

Dün akşam “Eyvah Eyvah” a gittim ve kahkahalarla güldüm. Zaten Ata Demirer’in esprilerini ve jest ve mimiklerini çok severdim bu filmde de doya doya izledim hepsini. Tabi Demet Akbağ, Salih Kalyon ve diğer oyuncuları unutmamak lazım. Ayrıca filmde öyle güzel bir Trakya şivesi var ki, tadından yenmiyor.

Efenim sizin de eğer canınız sıkkınsa ya da sınavdan kalmışsanız ya da ne biliyim patronunuzla takışmışsanız veya sevgilinizden falan ayrılmışsanız hemen koşa koşa gidin bu filme. Gülün, eğlenin, kendinize gelin..

Yandan Halimem yandan seviyom seni candan.. Hop hooopp… :)

İçimi Yedin Jay Jay

Posted by Patavatsız Köstebek On Şubat - 8 - 2010

jayjay-konserGeçen haftaiçi bir arkadaşım aradı, “cumartesi akşamı Ghetto‘da Jay Jay Johanson konserine davetiye var, gelir misin?” dedi, dedim “so tell the girls that I’m back in town!

Bu davetiyeyi ayarlayan arkadaşım, benden Alman olmasın, ziyadesiyle Alman bir kişiliktir. Davetiyenin üzerinde konser başlangıcı 22.00 yazıyor diye akşam yemeğimi boğazıma dizdi. Aradı da aradı. “Lan oğlum geliyoruz işte…” Halbuse her alemci bilir, saat 22.00 de yazsa biletin üstünde, o konser 23.00′ten önce hayatta başlamaz. Ama yok efenim ille kapıda olacağız o saatt…
Efenim, 22.15 gibi girdik içeri Ghetto’dan. Jay Jay Bey ise 23.30′da falan çıktılar sahneye… Jay Jay dediğin uzun saçlı, sakallı kıtipiyoz bir herifmiş. Tam böyle “Cihangir’de oturuyorum ben” dese inanırsın yani öyle bir tipmiş ki zaten ben şüpheleniyorum “bu adam harbiden Cihangir’den ev falan tutmıuş olabilir mi?” diye.. Neredeyse her haftasonu İstanbul’da bu Jay Jay, arkadaşım!! Gün oluyoır ben gidemiyorum Taksim’e… Bu elin İsveç’lisi her Allah’ın günü orada!

Sesi güzel ama çocuğun. Su gibi söylüyor şarkıları ama bir de sahnede su içmese… Sahnede su içen sanatçıdan nefret ederim desem çok iddialı konuşmuş olur muyum diye düşündüm bir an, ama yok yani bence hiç de abartmış olmam. Hadi viski falan içmesin de en azıdan bir likör iç be kardeşim..

Bir de repertuar yapmış beyefendi ki “İntihardan önce dinlenilecek son 10 şarkı“… İçimi yedi Jay Jay içimi. Zaten iki tane şarkısını biliyordum sıra onlara gelene kadar baydım da baydım.

Ulan Jay Jay yatacak yerin yok senin!

not: Yazım bittikten sonra görsel arayışına daldım. Tam sopalık bir tipmiş bu Jay Jay eskiden. Saç sakal yapmış da adama dönmüş - ucundan accık

Ruhani Kitchen

Posted by Patavatsız Köstebek On Ocak - 4 - 2010

soul-kitchenBol alkollü geçen bir cumartesi gecesinin ardından hang-over diye de tabir edilen akşamdankalmalık tabi ki de kaçınılmazdı. Haliyle yarım açık gözlerle stand-by modunda başlayan bu pazar gününüyse güzel bir sinema filminden başka bir şey renklendiremezdi.

Sessiz sakin bir filmdi izlemek istediğim. “Şöyle rahat bir şey olsun, fazla gürültü patırtı olmasın gideceğim filmde” diye düşünürken “Soul Kitchen” bir anda öyle sıcak göründü ki gözüme… Aldım kocaman bir pop-corn daldım sinema salonuna.

Fatih Akın’ın bugüne kadar yaptığı tüm filmleri sevmiştim zaten, Soul Kitchen’la bunlara bir yenisi daha eklendi. Bir kere filmin Almanca olmasını sevdim ki, Almanca her ne kadar kaba falan da deseler sevdiğim bir dildir. Oh mis… Achtung!

Filmdeki başrol oyuncuları arasında Moritz Bleibtreu ve Birol Ünel tabi ki de vardı ama Adam Bousdoukos ve Anna Bederke de başrollerde onlara eşlik edenlerdendi. Tabi bir de Knochenbrecher (kemikkıran) Kemal karakterini canlandıran süper sürpriz oyuncu Uğur Yücel‘i de unutmamak lazım…

Efenim accık da konuyu anlatayım: Şimdi “Soul Kitchen” adında bir cafe/restaurant var. Yunanlı bir aşçının sahibi olduğu bu restaurant, öyle kendi halinde dandik bir yer. Sonra idealist ve agresif bir aşçı başlıyor işe ve Soul Kitchen’da pek çok şeyi değiştiriyor da falan da filan da işte. Sonuçta güzel, umut dolu, sakin dinlendirici bir film. Hoşuma da gitti, eğlenceli de… Gidin izleyin bence…

Ha bir de filmde afrodizyaklı bir tatlı var. O tatlı servis edildikten sonra çok şık şeyler olluyor filmde. İşte o tatlıdan ben de istiyorum, özellikle yedirmek istediğim birkaç kişi var da… ;)

Tek tuvalde hem fotoğraf hem resim

Posted by Patavatsız Köstebek On Kasım - 18 - 2009

eser2-ft-cbÇalışmalarını çok beğenerek takip ettiğim bir fotoğrafçıdır Can Berkol. Hayatın içinden öyle kareler yakalar ki, aynı anda aynı mekanda bulunuyor hatta aynı yöne bakıyor olsak dahi ancak Photography for Soul‘da görebilirim o kareleri. Her fotoğrafın bir de hikayesi vardır Can Berkol için. Kimi zaman bir şiirle, kimi zaman kısa bir notla vermeye çalışır o kareyi çekerken hissettiklerini. Ancak o satırlar hiçbir zaman yetmezmiş kendisine meğerse de haberimiz yokmuş.

Tam bu noktada ressam Funda Tarakçıoğlu çıkmış karşısına ve iki sanatçı bu hikayeleri görselleştirmeye karar vermişler. Can Berkol vizöründen bakmış sokaklara, Funda Tarakçıoğlu tuvallere dökmüş hikayelerini…

İki sanatçıyı aynı tuvalde buluşturan Çiftetelli adlı sergi, 21 Kasım 2009 - 04 Ocak 2010 tarihleri arasında Nişantaşı Vizyon Görüntüleme Merkezi’nde olacakmış. Açılış kokteyli de 21 Kasım Cumartesi akşamı saat 17.00′ daymış.

Ben mutlaka orada olacağım, zira bu farklı çalışmayı kaçırmaya hiç mi hiç niyetim yok.

Siz de kaçırmayın bence..

Sergi Salonu:
Vizyon Görüntüleme Merkezi
Hacı Emin Efendi Sk. Seçkin Apt. No:48  Nişantaşı  İstanbul

Emre Türkmen - Bass Project

Posted by Patavatsız Köstebek On Ekim - 12 - 2009

Geçen Salı akşamı Jazzstop‘ta Emre Türkmen‘in ilk solo performansı vardı. Ben şahsen tanımıyordum Emre Türkmen’i ama bir arkadaşım dedi ki “harika bir basçıdır, mutlaka dinlemek gerek.

“Bass Project” adı ile düzenlenen konserde Emre Türkmen tabi ki de bas gitarıyla sahnenin en ortasında yer alıyordu ve tabir-i caizse bası konuşturuyordu. Sahne oldukça kalabalıktı. Davul, klavye, gitar, saksafon, trompet… Bilenler bilir Jazzstop’ın sahnesi pek de büyük değildir ama o kadar insanı kaldırabildi vallahi helal olsun. Tabi çocuklar da biraz göt göte duruyorlardı ama olacak o kadar.

Yer dardı belki ama oynayacağım diyen bu konuyu bahane etmezmiş anlaşılan. Bir çaldılar bir çaldılar ki sormayın gitsin. Kulaklarımın pası silindi desem yeridir. Duyduğuma göre bu proje bir defa ile de sınırlı kalmayacakmış. Yakınlarda birkaç kez daha sahne alacaklarmış İstanbul’da. Ama nerede ve ne zaman olduğunu şimdilik bilemiyorum. Öğrenirsem sizinle de paylaşacağım gençler. Şimdilik aşağıdaki video ile idare edin. Kalite biraz dandik ama iş görür, bir sonraki konsere hazırlık yapmış olursunuz.

PataSong: Demir Almak Günü

Posted by Patavatsız Köstebek On Ekim - 12 - 2009

Meyra

Hümeyra - Sessiz Gemi

Şarkı Sözleri

Read the rest of this entry »

I’m Playing You

Posted by Patavatsız Köstebek On Ekim - 11 - 2009

O ne acayip filmdi yaa..!!

Gamer” dan bahsediyorum arkadaşlar. Aksiyonun dibine vurmuşlar resmen. Konu da bence harikaydı. Sanki dijital oyun dünyasının gelecekte varabileceği korkutucu noktayı gösteriyor gibiydi. Giderek daha da gerçekmiş hissi veren oyunlar, görüntüler, efektler ve oynanış biçimlerinin gelişimini gördükçe hafiften bir tırsıyor insan filmi izlerken.

gamer_movie_still_club1Efenim şimdi Gerard Butler, Amber Valletta ve Michael C. Hall ‘un başrollerini paylaştığı, Mark Neveldine ve Brian Taylor‘ın yönetmenliğini yaptığı “Gamer” adlı filmde Ken Castle adında bir adam var. Bu adam oyun dünyasına inanılmaz bir yenilik getiriyor ve “Society” adını verdiği “Second Life” tadındaki oyununda gerçek aktör ve aktristlerin, oyun karakterleri olarak kullanıcılar tarafından kontrol edilmesine olanak veriyor. Kullanıcı oyuna girdiğinde seçtiği karakteri düşünce gücüyle istediği gibi kontrol edebiliyor.(aslında nano moleküller falan var beyine enjekte edilmiş de işte orasını da filmde anlatsınlar geniş geniş) Her türlü şiddet, sapıklık, artık aklınıza ne gelirse hepsini yaptırabiliyor kullanıcılar, hem de gerçek insanlara.. Kullanıcılar oyunu oynamak için para ödüyorlar. Aktör/aktristler ise oyunun maaşlı elemanı.

gamerSonra bu Ken Castle, “Madem bu oyun tuttu o zaman bunun daha bir şiddetlisini yapayım” diyor ve “Slayers” adındaki savaş oyununu yapıyor. Böyle “Counter Strike” tadında bir oyun bu da.. Oyuncuları idam mahkumlarından seçiyorlar. Tüm turları geçen mahkumlar özgürlüklerine kavuşuyor. Ama tabi böyle bir şey o ana kadar olmuyor. Taa kii…

Orasını da söylemeyeyim.. Heyecanı kaçmasın.

Ama gençler, kan gövdeyi götürüyor filmde haberiniz olsun.. Patlayan arabalar mı istersin, kopan kafalar mı… 32 kısım tekmili birden var bu filmde. Bir de öyle acayip teknolojik aletler var ki hastası oldum.

Ha bir de unutmadan söyleyeyim film için inanılmaz uygun bir main theme seçmişler. Vallahi cuk oturmuş.

Marilyn Manson - Sweet Dreams

Some of them want to use you… Some of them want to get used by you…

Sen Yağmur Ol Ben Bulut

Posted by Patavatsız Köstebek On Ekim - 5 - 2009

Küresel ısınma, buzulların erimesi, seller, toprak kaymaları derken dünyanın hali giderek boka sarmaya başladı. Şimdi bir de GDO diye adlandırılan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar çıktı başımıza ki o da nereden baksan insanın insana yapmayacağı bir şerefsizliğin önde gidenidir bence.

Türkiye’deki doğa varlıklarının korunmasına yönelik bilincin, gelişmesine ve yayılmasına katkıda bulunmaya çalışan derneklerin tanıtımını yapmak, eğrisini doğrusunu ortaklaşa saptamak, bir tür Sivil Toplum Örgütleri öncesi platform oluşturmak niyetinde olan ağaçlar.net diye bir web sitesi var. Bu duyarlı arkadaşlar “Doğa İçin Çal” adı altında bir proje yapmışlar ve 45 müzisyenin katılımıyla aşağıdaki süper bomba klibi ortaya çıkarmışlar.

Herbirinin doğdukları iller, yaşadıkları mekanlar, hayata bakışları, zevkleri birbirinden farklı olsa da tek bir amaç uğruna biraraya gelinebildiğini ve çok güzel işler çıkarılabildiğini bizlere gösterdikleri için projede emeği geçen herkese bolca teşekkür…

Bundan birkaç ay önce de “Playing For Change” adıyla dünya genelinde benzer bir proje yapılmıştı. Onu da çok beğenmiştim bunu da. Her ikisini de paylaşmasam rahat edemezdim. Çünkü dünya paylaştıkça güzel.. ;)

PataSong: Kıyamam Dönerim Nedensiz

Posted by Patavatsız Köstebek On Eylül - 16 - 2009

meyra-patasong

Meyra - Ağladın Ya

Şarkı Sözleri

Read the rest of this entry »

Duysak Diyorum

Posted by Patavatsız Köstebek On Eylül - 16 - 2009

Cemali diye bi grup vardı ya hani bi zamanlar. “Duymak İstiyorum” diye bir de şarkıları vardı onların. Kaç gündür dilimdeydi şarkı da şöyle bir rahat dinleyememiştim. Ne kadar güzel bir şarkıydı ya bu! İlk çıktığı zamanlarda koca koca siyah gözlükleri ile tanıdığımız Cemali, bu şarkıyla hafiften bir Depeche Mode tadı yakalamıştı. Şarkının girişine dikkat etsenize hele. Her an “’cause it’s no good!” diyecek gibi bir hali var.

Şimdi niye çıkaramıyorlar acaba böyle şarkıları? Çabalıyorlar da olmuyor mu? Nerede kardeşim bu Cemali?

zerrin_ozer_sahne_002Bir ara Zerrin Özer’le bir şeyler yapıyorlardı. Herhalde Zerrin Özer yedi bunları. Bir dönemki şişkinliğinin sebebi demek ki Cemali’ymiş.

Ya bu Zerrin Özer yakınlaşması Cemali’nin “Yetiş ya Muhammed yetiş ya Ali” tadındaki şarkısından önce miydi sonra mıydı acaba? Gerçi bu durum Zerrin Özer’in Cemali’yi hapır hupur yediği tezimi değiştirmez ama merak ettim sadece.

Zerrin Özer yemediyse de biri ya da bir şeyler yedi bu çocukların başını!

Neyse klibi izleyelim biz en iyisi. Dımdırı-dım-dıdımm