Archive for the ‘Müzik’ Category
Saki’n Coke
Çarşamba, Temmuz 22nd, 2009
Rock’n Coke 09‘un ilk günü, kalabalığın arasına dalarak izlediğim ilk konser Sakin konseriydi. Zar zor bulduğum gölgelik ve yumuşak alanımdan kalkıp, WC’lerin yanındaki Zero sahnesine gittim. Konser alanına girer girmez sahnede Sakin’i, etraftada da sakinlikten eser kalmayan Sakinseverleri gördüm. Hemen aralarına daldım ve ben de başladım onlarla bağırmaya: “Burnum omzunda...”
Yine harika bir sahne performansları vardı ve yine süper şarkıları ile beni benden almayı başardılar. Bu çocukları tebrik etmemek, ayakta alkışlamamak mümkün değil.
Alkış!
Yalnız, “Sentetik Sezar” çalarken bir arkadaşım dedi ki “Abi, ben bu şarkının sözlerine çok takığım ya! Ne demek istiyor bu adam? Aklıma türlü türlü şeyler geliyor vallahi!”
Hakikaten de dikkatlice dinledikten sonra benim de beynim zararlı çağrışımlara gark oldu. Siz de dikkatlice bir okuyun bakalım sözleri, merak ediyorum siz ne anlayacaksınız?
…..
Örtük yüzüm diz çökerken
Göster beni aletin doluyken
Dök üstüme sıcak suyunu
…..
Efenimm???
PataSong: Öldürdün Beni Sezar
Çarşamba, Temmuz 22nd, 2009Dert’n Coke!
Pazartesi, Temmuz 20th, 2009Festival kafasını seven biriyimdir. İki gün boyunca çayır çimen takılmayı, konserden konsere koşmayı, yanında da biramı hüpletip abuk subuk dolanmayı çok severim. Bu yüzden Rock’n Coke başladı beri sıkı takipçilerinden biri de ben olmuşumdur. Hezarfen’in göl manzaralı festival alanında kimbilir kaç litre alkol tüketmiş, kaç milyon kez hoplayıp zıplamışımdır.
Bu seneki festival, bildiğiniz gibi, İstanbul Park’taydı. Afişlerini gördüğüm günden beri şehre uzaklığı nedeniyle çok soğuk yaklaşmıştım Rock’n Coke 2009‘a, zira her ne kadar adında İstanbul kelimesi geçse de İstanbul Park çakalın bok bıraktığı yerde. Ama ne yaparsın ki merak işte… Gitmeden duramadım, bir de Coca-Cola davetiye göndermiş sağolsun…
Kaltık efenim arkadaşlarla gittik biz de İstanbul Park’a. Taksim’den festival alanının otoparkına varmamız 45 dakika sürdü. Gayet güzel bir zamanlamaydı bence. Fakat otoparkten konser alanına girmemiz de, bilet vs.. kontrolleri hariç, en az o kadar sürünce dedim “bu işte bir terslik var“.
Tersliğin nedeni ise kısa sürede anlaşıldı. Öyle abuk bir yerleşim planı vardı ki festivalin. Zat-ı muhteremler demişler ki herhalde “Madem bozkırın ortasında geniş bir alanımız var. O zaman otoparkı ebesinin nikahına yapalım, kamp alanını da otoparktan mümkün olduğunca uzağa koyalım ki arabada bir şey unutan sefil kampçılar saatlerce yürüyüp perişan olsunlar. Konser alanını da ikisinin ortasına koyalım ki önce arabaya sonra çadıra uğrayıp buraya varmak nereden baksan 1,5 saat sürsün.”
Şaka gibi!!!
Neyse efenim… Arabadan inip de uzun bir yolu yayan teptikten, köprüler aşıp türlü kontrollerden geçtikten sonra bir Welcome Drink ikram etti Coca-Colacılar. Allah’ın sıcağında o kadar yürüdükten sonra dil damak kurumuştu tabi, iyi geldi Cola’lar ama malesef iki yudum alabildim sadece. Çünkü konser alanına servisle gitmek gerekiyordu ve servise de içecekle almıyorlardı. Yani hem durup dururken elimize içecek tutuşturuyorlar, sonra da “içecekle binemezsiniz ama beyefendi” diyerek azarlıyorlardı. Sanki serinletmek için değil de fırça kaymaya bahane olsun diye dağıtıyorlardı Cola’ları.
Servise bininceyse dünyası değişiyordu insanın. Yol boyunca Rock FM dinleyip kendini azmaya programlayan bünyeler, yürüyüş sırasında sanki yeterince darbe almamış gibi, bir de servis şöförü indiriyordu darbeyi. Sıcak, havasız, penceresiz okul taşıtı tadındaki servislerde Ebru Gündeş’ten başka sanatçı dinlenemiyordu ki bu da zaten bünyedeki tüm gazı alıveriyordu. Servisten indikten sonraysa 10 dakikalık yokuş tırmanışı bekliyordu bizleri. O engeli de aşıp festival alanına vardığımızda bir yarabbi şükür çektik vallahi ne yalan söyleyeyim. Bize bugünleri de gösterdi Rab’bim.
Festival alanı Hezarfen’den hatırladığımız şekildeydi. Yine iki adet sahne (bu sefer alternatif sahnenin adı Burn değil, Zero idi), türlü yemek alanları ve lunapark oyuncakları ile ufak tefek standlar… Yalnız Hezarfen’den farklı öyle önemli bir nokta vardı ki onu es geçmek mümkün değil. Her yer asfalt!!
Öğlen sıcağında o asfalt nası yakıyordu insanın ayaklarını da yüzünü de anlatamam. Yere oturmak zaten mümkün değildi, dokunmaksa imkansız. Çeşitli çim alanlar yapmışlardı gerçi, böyle kare kare toprak-çim kesitlerini getirip halı gibi sermişlerdi ama koca alanda ufacık noktalardı yeşillik olan. Ki onlar da asfaltın üzerine serildiklerinden toprağın sahip olduğu esneme payı bunlarda yoktu. E tabi bu da oturunca insanının totosunun acımasına neden oluyordu. Bir de ikinci günün sonunda hiç de toprak gibi kokmuyordu o çimlik alanlar, onu da belirteyim efenim naçizhane bendeniz.
2 günlük festival boyunca, konserler sağolsun, fena vakit geçirmedim. İlk gün Sakin ve Duman’ı önlerden izledim, Nine Inch Nails’ı arabaya uğramam gerektiği için otopark yolculuğu nedeniyle kaçırdım, Prodigy’de de kendimi kaybettim.
Ertesi günse ilk gün yaşadığım sıkıntılardan dolayı ettiğim tonla küfüre rağmen Hayko Cepkin konseri sayesinde motive oldum aynı eziyetleri tekrar çekmeye. Manga vs. Cartel ile başlayan konser maratonumuz, Allah’ın sıcağında asfaltın üstünde ve yüzlerce kişinin tam ortasında Hayko Cepkin konseri, ardından Razorlight ve connectionlar sayesinde sahne önünden izlenen Kaiser Chiefs ve Linkin Park ile devam etti.
Konserlerden çok keyif aldım. Ayrıntılarını ve foto – videolarını daha sonra paylaşacağım ama genel olarak şunu söylemek isterim ki daha da İstanbul Park’a gitmem!! Bundan sonraki festival programında öyle acayip, öyle şaka gibi gruplar olması gerekir ki gitmemek opsiyonunu ortadan kalksın. Ancak o zaman aynı eziyete bir daha katlanabilirim.
Ya da yine eski günlerdeki gibi Hezarfen’e dönerler, ne gam kalır ne keder. Festival ruhunu dibine kadar, dertsiz tasasız yaşar, ardından tebriklerimizi sunarız yine bu sayfadan.
PataSong: Sexy Don
Perşembe, Temmuz 16th, 2009PataSong: Gidelim Öyleyse
Cuma, Temmuz 3rd, 2009Bye Bye Jacko!
Cuma, Haziran 26th, 2009İçimde büyük bir kaybın acısı var. Sanki bugün kalbimden bir parça koptu. Çocukluğumdan bugünüme hayatımın önemli bir kısmında imzası bulunan Michael Jackson’un artık hayatta olmadığını bilmek canımı acıtıyor.
Biz küçükken Moonwalk yarışmaları yapardık. Koyardık Bad albümünü, Michael Jackson’ın danslarını taklit ederdik. Üç – beş velet parkenin üstünde kaymaya çalışırdık. Eci-vici-vokki‘yi defalarca dinler sözlerini anlamaya çalışırdık. Anladığımız kadarıyla da eşlik ederdik şarkılara uydurma bir ingilizce ve avaz avaz bir sesle.
Sonra bir gün Michael, İstanbul’a geldi konsere. İnönü’deki konsere gidebilmek için çıldırıyorduk. Ama en büyüğümüz 13 yaşında olunca stadyum konseri için ailelerimizden izin almamız mümkün olmadı. Biz de haliyle ortalığı birbirine kattık. Ağladık, tepindik, çocukça küfürler sarfettik böyle aptal salak gibisine… Ama tabi ki de bizi takan yoktu. Sonra tam konser günü hadi hazırlanın gidiyoruz dediler. Biz de konsere gidiyoruz sanmıştık. Halbuki Fame City‘e gidiyormuşuz. Yolda konsere gitmediğimizi anlayınca çok bozulmuştuk ama Fame City’e girince de tabi ki konser falan kalmamıştı akıllarda.
Bir de Moonwalker diye bir film yaptı Michael. Hani böyle yerlere kadar eğiliyordu da düşmüyordu. Amma tartışmıştık o olayı. Kimimiz “adamda harika bir denge kabiliyeti var“, kimimiz “orada ip var”, kimimiz de “ayakkabıların altında mıknatıs var ondan düşmüyor” diyorduk. Hala bilmiyorum nasıl yaptıklarını, zaten bilmek de istemiyorum. Yoksa büyüsü bozulur, oysa ben her gördüğümde ağzım açık kalsın istiyorum.
Bu filmin bir de oyununu yapmışlardı daha sonra Sega oyun konsolunda. Aramızdaki en fanatik Michael hayranı arkadaş da hemen almıştı bu oyunu. Biz de sabah akşam demeden onun evine doluşup, Moonwalk yapıp bonus topluyorduk. Annesi de yazık meyve suyu kurabiye falan taşıyıp duruyordu bize.. Canım yaaa!
Büyüdükçe Michael’dan uzaklaştı herkes. Rock starları dururken Michael Jackson’ı seviyorum demek yadırganır oldu. Halbuki o kraldı. Müzik dünyasına pek çok şeyi o katmıştı. Daha 6 yaşındayken Jackson’s Five grubuyla toplu ve senkronize dans şovları yapıyorlardı. Tek başına sahnelere çıktığı zamanlarda ise arkasında 30 kişilik dans ekipleriyle inanılmaz şovlar yapıyor, kendine has figürleri ile dans dünyasına imzasını atıyordu. Ondan sonra pek çok sanatçı benzer şeyleri yapmaya başladı. Bugünse arkasında dans grubu olmayan popçuya popçu denmiyor.
Michael’dan önce pop klipleri şarkıları tanıtmak amaçlı kullanılan videolardı. Ama Thriller, Beat It ve Bad gibi kısa film tadındaki klipler sonrasında müzik videosunun da tanımı değişti. Albümlerine, konserlerine tanıtım filmleri çekmeyi de ihmal etmeyen Michael Jackson, History albümü için çektiği tanıtım filmiyle de bu işin de kralının kendisi olduğunu gösteriyordu.
Video: Michael Jackson – History
Star dediğin ulaşılmaz olandır. O uzakta ve parlaktır. Işığı o kadar güçlüdür ki başka yöne bakamazsın. Ona dokunmak istersin ama yapamazsın. Michael Jackson öyle işler yaptı ki hep uzakta hep ulaşılmaz oldu. O en tepedeydi, en iyisiydi. Star olmayı sonuna kadar hakketti. Her ne kadar son yıllarını problemlerle geçirmiş olsa da o hala star ve şimdi gökyüzünün en güzel en parlak yerinde.
Nur içinde yat Michael…
PataSong: Eci-Vici-Vokki
Cuma, Haziran 26th, 2009Aşk-ı Sertab
Cuma, Haziran 19th, 2009
Öyle çok fazla dizi izleyen biri değilimdir. Ama zaplarken gördüğüm vakit takıldığım diziler var. Aşk-ı Memnu da bunlardan biri.
Türkiye’nin Yıldızları yarışmasından beri severek daha doğrusu bayılarak izlediğim biri var ki o da zaten bu dizinin başrol oyuncularından. Evet efenim itiraf ediyorum TV’de Beren Saat’i gördüğüm zaman kanalı değiştiremiyorum. Aşk-ı Memnu’ya olan ilgim de zaten bu güzel bayandan kaynaklanıyor.
Dün akşam da yine kanallar arasında gezinirken Kanal D’ye takılıp kaldım. Fakat bu seferki neden yalnızca Beren Saat değildi. Sezon finalinin duygusal görüntülerine eşlik eden “Bu Böyle” şarkısı ekrana kilitlenmemin en büyük nedeniydi.
İlk dinlediğimde de beğenmiştim şarkıyı ama dün akşamki kadar etkilenmediğimi de söylemem gerek. Dizinin en doğru yerinde, birbirinden güzel sahneler eşliğinde Türkiye’nin en özel seslerinden birinden “O zor günler solan güller…” diye başlayan şarkıyı dinlemek büyük keyifti.
Sertab Erener’in geçtiğimiz günlerde çıkan maxi-single’ı “Bu Böyle” nin 5 farklı versiyonu mevcut albümde. Benim favorimse dizide de kullanılmış olan akustik versiyon.
Dün akşamki görüntüleri kaçırmış olanlar ya da tekrar izlemek isteyenler buyursunlar bir de buradan yaksınlar…
Video: Sertab Erener – Bu Böyle (Aşk-ı Memnu’dan görüntülerle)





