Archive for the ‘İnternet’ Category

TV’ye Çıkmışım Haberim Yok

Pazartesi, Mart 8th, 2010

Uzun süredir yazamıyordum ama bu videoyu görür görmez de sizinle paylaşmasam çatlardım açıkçası.

Hayvan.TV diye bir siteye denk geldim bugün. Sitede yer alan tüm videolar, hayvanlar dünyasına ait eğlenceli ve güzel videolar. Sitede gezerken bir baktım ki resmen beni koymuş adamlar sitelerine yaa:))

Baksanıza şu videoya tam bir patavatsız köstebek, hem de Almanca şarkı söyleyeninden:))

Hugolelülelülüüü

Perşembe, Temmuz 23rd, 2009

Hani bir ara “Hugolelülelülüüü” diye bağıran koca kulaklı şirin bir yaratık vardı ya… Hoplaya zıplaya dağ bayır gezerdi de Cadı Sila‘dan çoluğunu çocuğunu kurtarmaya çalışırdı. Ne acayip oyundu o! Tolga Gariboğlu diye eğlenceli bir adamın sunduğu programı arardı veletler, telefonun tuşlarına basıp yönlendirirlerdi Hugo’yu.

İşte o oyunun bir de Amiga versiyonu vardı. Bir gün bir arkadaşımın evine Amiga oynamaya gittiğimizde “Bakııınnn, ne aldı babam banaaaaa!!” diye bir çıkardı Hugo’nun oyununu… Heyyoooo, nasıl da delirmiştik. Hergün TV’de izlediğimiz yerden bitme kahramanımızı bu sefer biz yönlendirecektik. “Hadi” dedik “yükleyelim de oynayalım bir an önce oyunu“. Taktık disketleri yüklemeye başladık ama bitmek bilmiyordu. Yüzlerce disket… Yükle anam yükle!! Sıkıldık tabi ama yine de merak vardı işin ucunda. Acaba Hugo “hadi çufçuflayalım” falan diyecek miydi?

Neyse efenim uzun süren çabalar sonucunda yükleme işlemini tamamlayıp oyunu açtığımızda Hugo’nun ingilizce konuşmaya başlamasıyla bir anda yıkılmıştık. Oysa Tolga abi’nin sunduğu programda ne acayip şeyler söylerdi Hugo.

O olayın üzerinden yıllar geçtikten sonra bugün webde gezerken Çelik Çomak adlı yeni bir oyun sitesinde Hugo’nun oyununa denk gelince bir fena oldu içim. Bir anda eski günlere gittim. Ne günlerdi be!

Kafadan yarım saatten fazla oynadım Hugo’nun oyununu. Sağa sola zıpladım, elmasları topladım, Hugo’yu şatoya ulaştırdım. Mutlu oldum resmen :)

hugo-galeri

Tabi celikcomak.com beni bu denli mutlu edince siteyi biraz daha turlamamak olmazdı. Dolayısıyla diğer oyunları da gezdim. Boks maçı da yaptım, araba yarışı da hatta öyle eğlenceli bir bowling oyunu buldum ki sırf biraz daha gülmek için dakikalarca labut devirdim. Güzel ve eğlenceli bir site olmuş yani Çelik Çomak.

Yapanların ellerine sağlık!

Alem ADSL Olmuş

Pazartesi, Nisan 6th, 2009

Bayağı zamandır yazı yayımlayamıyorum efenim, çünkü ben normalde yazılarını akşam saatlerinde ve evinde yazan bir köstebeğim. Ancak gelin görün ki, neredeyse üç haftadır internetsizlik illeti ile mücadele etmekteyim.

Efenim ben KabloNet kullanıyorum. Bugüne kadar da hiçbir sorunum olmadı kendileri ile. Ancak ne zaman ki UyduNet adı altında yeni bir oluşum olma yoluna gittiler, o vakit oluşamadılar. Zırt pırt kesinti! Özellikle gece saatlerinde, önce sinyalde azalma ile ilk belirtilerini gösteren ve modem restartlanmasından da sonuç alınamayıp, Call Center ile görüştükten sonra “Efenim sizin bulunduğunuz bölgede çalışma var” cevabının alınmasıyla şiddetlenen ızdıraplı bekleyişler…

uydunet-vs-adsl

Hiç unutmam yine böyle arızalı günlerden birinde, sinirim artık ta tepeme gelmiş oturmuşken, tüm agresifliğimi takınıp telefon ettim UyduNet’e. Artık alışılagelmiş yanıtımı aldıktan sonra “Saat şu an 23:00. Peki ne zaman düzelir bu sorun?” diye sordum. Sıkı durun yanıt geliyor: “Sabah 08:00′dan sonra…

Sonra sağolsunlar bak şimdi haklarını da yemeyeyim, geçen hafta iki defa eve teknik eleman gönderdiler. Yine kablolarda sinyal azlığına bağladılar ve en sonunda “sizin modem bozuk” dediler. Bu sonuca da 3 haftaya yakın bir süreden sonra vardılar.

Efenim şimdi bu KabloNet olayı güzel bir şey ama neredeyse kimse kullanmadığı için ne servisi var ne bir şeyi. Zaten wireless modemi bulacağım diye de göbeğim çatlamıştı. Şimdi bir de tamir işiyle hiç uğraşamayacağım sanırım. Hem zaten bildiğim birkaç bilgisayarcıya götürdüm. “Abi ADSL’den anlıyoruz biz, bundan anlamayız.” dediler.

Ben de “yenisini alayım bu wireless modemin” dedim. O da tabi ki yine her yerde bulunmuyor ve eşşek yükü ile de para talep ediliyor. Dolayısıyla efenim sanırım şöyle bir yol izleyeceğim: Bildiğim kadarıyla bu ADSL bağlantıları, wireless modemi de bedava veriyorlar. Bir de şöyle hızlısından bir bağlantı ayarladık mı, değmeyin keyfime.

Zaten alem ADSL olmuş! Benim neyim eksik arkadaşım? Açın bakayım bir götlük yer de bana…

Anam Daha Neler Görecik ?!?

Pazartesi, Mart 23rd, 2009

Bir e-devlet curcunası sarmıştı ya etrafı bir aralar. Gazetelerde, televizyonlarda çılgınlar gibi reklam yapmışlardı, bundan sonra her şeyi internet üzerinden yapacak T.C. vatandaşları diye. Sonra bir öğrendik ki Devletin Kısayolu‘nu kullanarak devlet işlerini halletmek için postahaneye gidip şifre almak gerekiyormuş. Güldüm geçtim tabi ki de hemen. Dedim “bizim e-devlet de bu kadar işte.

Halbuki yanılmışım, bu kadarla kalmıyormuş komedi. Dahası da varmış.

edevlet-osymEfenim şimdi ben naçizhane ALES muhabbetine merak saldım bu aralar. Dedim “bir bakalım neyin nesiymiş bu sınav“. Girdim ÖSYM‘nin web sitesine kılavuzdu, bilgi formuydu falan ne varsa indirdim, okudum. Bir de başvuru formu varmış. Onu da print ettim. Temiz temiz, okunaklı okunaklı doldurdum bir güzel. Sonra bir baktım formun en altında bir not: Bu form adayda kalacaktır.

Haydaaa… Madem bende kalacak bu form, niye doldurdum ki ben bunu? Ben zaten biliyorum anamın, babamın adını, telefon numaramı, adresimi…

Efenim meğerse bu ALES’e internet üzerinden başvuruluyormuş.

Ancak bu başvuruyu ben kendi kendime yapamıyormuşum. Benim adıma internetten başvuru yapsınlar diye memurlar görevlendirilmiş. Yalnız benim bu süpersonik başvuru altyapısından faydalanabilmem için üniversitelerde bulunan başvuru merkezlerinin birinden randevu almam, randevu saatinde oraya gitmem, aynı saate randevu verilen diğer adayların oluşturduğu kuyruğun sonuna geçerek bir saat kadar beklemem, sıra bana geldiğinde başvuru formunu görevli memura vermem ve memurun internet üzerinden benim adıma başvuru yapmasını istemem gerekiyormuş. Bir de webcam’den şipşak foto çekerek forma ekliyolarmış. Şahsen ben armut gibi çıktım ama eminim ki diğer adaylar da herhangi bir zerzevattan daha güzel çıkmamıştır.

Demem o ki bu harika e-devlet deneyimimden sonra postahaneden şifre alma olayına artık gülemez oldum.

Bu devlet, “e” olacak da biz de göreceğiz!

Bu arada ALES’e katılacaklara ufak bir not: Başvurular 3 Nisan 2009′da bitiyormuş. Sınav da 10 Mayıs 2009′da…

Haydi iyi şanslar!

Tasarım Macerası 1: Wordpress’i Host’a Kurmaca

Cumartesi, Mart 21st, 2009

Aranızda belki benim gibi gaza gelip de “Wordpress de neymiş? Ben olmuşum zaten Wordpress!” diyenler vardır diye tasarım yenileme süreci boyunca başımdan geçenleri anlatayım diyorum efenim.

Böyle bir harekette bulunmak için önce bir domain almak lazım. Domain demek “.com’lu .net’li” falan bir web adresi demek. Domain’i aldıktan sonra bir de hosting almak gerek. Hosting denen olay da satın aldığınız domain’in içinde gösterilecek efenim resim olsun, yazı olsun, video da olur, şarkı bilem olur, işte onlara ait dosyaların konacağı yer demek.

godaddlog_hdr_gdrYani neymiş? Bir web sitesi iki parçadan oluşuyormuş.

Ben domain’imi namesecure.com‘dan almıştım zaten aylar önce. Hosting hizmetini de godaddy.com‘dan aldım geçenlerde. Genelde open source programlar kullanacağımdan ve Microsoft tekeline pek bulaşmayacağımdan dolayı Linux server, MySQL database ve tabi ki de PHP 5 desteği olan paketi seçtim. Herkese de tavsiye ederim.

Şimdi diyeceksiniz ki ikisini birden komple paket halinde alamaz mıyız? Efenim alırsınız tabi ki de namesecure’un hosting fiyatları bana biraz kazık geldi. Ben de o yüzden godaddy’ye gittim.

Bu arada eğer domain ve hosting’i farklı yerlerden alırsanız ufak bir DNS ayarı çekip domain ile hosting’i birbirine tanıtmanız lazım. O da şöyle yapılıyor efenim: Hosting’in ayarlarında falan bir yerlerde yazan DNS adreslerini (bunlar iki tanedir genelde) domain’in ayarlarındaki DNS adreslerinin yerine yazıyorsunuz. Sonra da birkaç gün bekliyorsunuz. Malesef bu işlem öyle şıp diye olmuyor, maksimum 96 saat beklemek gerekiyor. Ama korkmayın 48 saatten daha uzun sürdüğü pek vaki değilmiş. Benimki mesela 48 saati bile bulmadı. Nereden baksan 36 saat falan…

Tabi ben bu olayı şıp diye olacak sandığımdan dolayı bir hayalkırıklığı, efenime söyliyim bir heves azalması yaşamadım desem yalan olur. Bir de önceden duyuru yaptım artiz artiz “değiştiriyorum siteyi, birkaç güne gelirim” falan dedim. Kafamdaki o birkaç günlük süre de bu prosedürle heba oldu.

Demek ki neymiş gençler? Alın size bir ders daha: Öyle önceden duyuru yapmak falan yokmuş. Önce plan program, sonra duyuru!

fireftpBu DNS ayarları falan hallolduktan sonra artık bir FTP-Client ile Host’unuza erişmeniz gerekiyor ki web adresinizi ziyaret eden kullanıcılara gösterilecek dosyaları oraya yükleyebilesiniz. Bunu da iki bomba hereketle hemen hallediyoruz efenim.

Önce Wordpress.org‘a gidiyoruz. oradan Wordpress yazılımını download ediyoruz bilgisayarımıza. Sonra da canını yediğim Firefox‘un sayfasına gidiyoruz ve FireFTP adı verilen canım ciğerim browser plugini’ni (tarayıcı eklentisi diyenler de var) download ediyoruz.

Sonra Firefox’u açıp kapatıyoruz ve Araçlar menüsüne girip bir bakıyoruz ki o da ne? Mavi bir deniz atı! Hemen ona tıklıyoruz, yeni bir sekmede karşımıza FTP olayı çıkıyor. Hosting’in database ayarlarında yer alan MySQL bilgilerini (şifre falan artık Allah ne verdiyse) dolduruyoruz. Connect diyoruz ve tataa..!!

Ekranın sol tarafındaki dosyalar bizim bilgisayarımızdaki dosyalar, sağ tarafındakiler ise hostumuzda bulunan dosyalardır efenim. Soldakiler arasından, daha önce indirmiş ve unzip etmiş olduğumuz (ki burada unzip edilmişi var var) Wordpress dosyasını seçip sağ tarafa atıyoruz. Sonra sitemize giriyoruz ve bir bakıyoruz ki anam o da ne!!!

Hello World!” diyor cümle aleme Wordpress’in standard temasıyla :)

Hadi hayırlı olsun!

Sosyalleşsen Bir Dert, Sosyalleşmesen Ayrı Dert

Pazar, Ocak 18th, 2009

mircHer şey mIRC ile başadı.

#zurna başta olmak üzere çeşitli sohbet kanallarında sanal muhabbetlere daldık. O sıralar okuldan bir arkadaşım, sadece bizi ve bizim gibi olanları biraraya toplamak üzere bir sohbet kanalı açtı. Sayımız azdı ama son derece sadık kullanıcılardık. Başka illerden arkadaşlarımız bile oldu. “Artık gerçekten tanışmanın vaktidir” diyerek Çiçek Pasajı‘nda bir buluşma düzenledik. Sanal ortamda tanışmış 20 kişi… Kimse birbirinin gerçek adını bilmediğinden sadece nickname’lerle birbirimize hitap etmiştik. Çok garip ama bir o kadar da eğlenceli bir gün olmuştu.

Bu yaşananlar, kanalı kuran arkadaşımı fazlasıyla gaza getirmiş olmalı ki, sohbet kanalında hepimizin online olduğu bir anın screenshot’ını alıp t-shirt’e bastırmış. Bastırdığı t-shirt’ü de giyip okula geldi birgün. Hepimiz “woaaw” nidaları ile ortalığı inletirken arkadaşımızın ağzından sihirli bir cümle çıktı: “Adambaşı 5 milyon verin. Size de yaptırayım birer tane!” Hiç düşünmeden verdik tabi paraları. Sonra ne t-shirt geldi ne de başka bir şey! Gerçi ben yıllar sonra aynı arkadaşın 25 YTL vererek satın aldığı bir t-shirt’e, henüz ambalajından dahi çıkaramadan el koymak suretiyle borcunu ödemesini sağladım tabi ama olan mIRC kanalımıza olmuştu bile.

icqSonra “O-oo” sesi ile göünllere taht kuran ICQ dönemi başladı hayatımda. Abuk subuk numaraların ezberlendiği ve bu durumun normal kabul edildiği, hatta az haneli ICQ numarasına sahip olmanın ayrıcalık sayıldığı bir dönemden bahsediyorum. mIRC’in pabucu dama atılmış, yalnızca tanıdıklarımdan oluşan bir arkadaş listesi ile yoluma devam ediyordum artık. Sonra listem o kadar çok insanla doldu ki… Sadece “merhabam” olan insanlar bile listeme girmeye başladı. Oysa ben herkesi istemiyordum ki listemde, ama kimseye de hayır diyemiyordum.

Ben de MSN ile tanışır tanışmaz MSN’e geçmeye karar verdim. ICQ’daki hesabımı da silmedim ama. Yalnızca çok samimi olduğum ve her zaman görüşmek istediğim insanlara MSN adresimi veriyordum. Diğerlerine de “Benim MSN’im yok ya, ICQ numaramı vereyim” diyordum. Sonra ne oldu nasıl olduysa bir anda herkes sözleşmiş gibi ICQ’dan vazgeçti. Herkes MSN adresimi sormaya başladı. “Yok ben kullanmıyorum.” falan deyince artık eskisi kadar inandırıcı olmadığımı farkedince vermek zorunda kaldım MSN adresimi. O liste de kontrolden çıktı böylece.

Ben de gTalk‘a geçtim. Ama bir türlü sevemedim gTalk’ı. Soğuk geldi bana. Hem zaten onun da sonu diğerleri gibi olacak diye fazla önem vermedim oradaki hesabıma.

Facebook çıktığında yalnızca arkadaşlarımı toplayabileceğim bir yer buldum diye sevinmiştim. Uzunca bir süre de öyle devam etti. Ama artık tıpkı MSN adresi örneğinde olduğu gibi Facebook hesabı olmayan kullanıcı sayısı oldukça az olduğundan dolayı “Yok benim Facebook’um” diyemez oldum. Şimdi Facebook’umda yüzlerce kişi var. Babamın arkadaşları bile var listemde. Reddetmek ayıp olur diye herkese onay veriyorum. İş kontrolden çıktı. Limited Profile ayarları yapmaktan gına geldi. Hiç merak etmediğim insanların bile hayatlarında neler olup bittiğinden haberdarım. Niye ki?

Bir de şimdi yeni bir salgın başladı. Herkes komik veya ilginç olduğunu düşündüğü, videolar başta olmak üzere her şeyi News Feed üzerinden paylaşmaya başladı. “Tam forward maillerden kurtuldum, oh artık rahatım” derken News Feed’e yakalandım yani.

Bakalım bu Facebook çılgınlığı nereye kadar gidecek?

Ya da soruyu başka bir şekilde soracak olursam:

Facebook’tan sonra kime sarılacağım ben?

En Garde!

Perşembe, Ocak 15th, 2009

Son günlerde JamLegend diye bir oyuna sardım ki sormayın gitsin. Deli gibi oynuyorum. Acayip de keyif alıyorum oynarken.

Oyun aslında Playstation‘dan tanıdğımız Guitar Hero‘nun bir benzeri. Fonda çalan müziğe göre basmanız gereken tuşlar gösteriliyor ve siz de doğru zamanda doğru tuşu seçip Enter ile o notayı çalıyorsunuz. Gitarda perdelere denk gelen yerler, rakam tuşlarıyla kontrol ediliyor. Enter da o tıkladığınız tuşa ait sesi çıkarmanızı sağlıyor. İster işten güçten alıştığınız şekilde klavyeyi masanın üstünden ayırmadan oynuyorsunuz oyunu, isterseniz klavyeyi gitar gibi tutup (ki en güzel tarafı bu). Hele bir de kablosuz klavyeniz varsa tam süper oluyor.

jamlegend

Oyunu oynamak için login olmanıza gerek yok, para vermenize gerek yok, browser’ınızda muhtemelen var olan  Adobe Flash Player 10‘dan başka hiçbir şeye gerek yok. Ama login olursanız JamLegend’ın diğer bomba özelliklerinden de yararlanabiliyorsunuz. Peki bu özellikler ne mi?

Azzz sonraaa….

Şaka şaka ne az sonrası?… Ben bekleyemem öyle… Sabırsız adamım. Söyleme deseniz de söylerim. Hatta ahanda söylüyorum, sıkı durun!

Siteye login olursanız diğer kullanıcılarla karşılıklı da oynayabiliyorsunuz oyunu. Showdown diye bir sekme var anamenüde. Ona tıklayıp chat odası benzeri odalara giriyosunuz. Orada başka kullanıcılar da oluyor zaten. Şarkı seçip, hep beraber aynı şarkı üzerinde yarışmaya başlıyorsunuz. Acayip keyifli oluyor benden söylemesi.

Bir de düello olayı var. Bir şarkı seçiyorsunuz ve herhangi bir arkadaşınızı düelloya davet ediyorsunuz. Davet maili de arkadaşınıza gönderiliyor. Siz davet eder etmez, arkadaşınız ise müsait olduğu bir ara seçtiğiniz şarkı üzerinde oynuyor. Sonra da işte alırım, veririm ben seni yenerim.

Tavsiye ederim yani gençler.. Mutlaka deneyin.

Beğeneceğinize eminim, fakat becerebileceğinize değil… Ninuhahaha!

“En Garde! Patavatsız Köstebek sizi düelloya davet ediyor.” ;)

TIME Serüvenim

Çarşamba, Aralık 3rd, 2008

Efenim naçizhane bendeniz 01.12.2008 – 02.12.2008 günleri boyunca Elite World Hotel Taksim’de düzenlenen TIME 2008’de pek çok sunuma katılmış bulunuyorum.

Genel olarak  GSM şirketleri, Pazarlama şirketleri ve dijital ajansların yoğun ilgi gösterdiği toplantılarda konuşulan ağırlıklı konu mobil iletişim ve 3G’nin mobil dünyasına getirdikleri idi. Katılmcılar, teknoloji geliştiren kişiler olmaktan ziyade sektörden maddi kazanç sağlamak isteyen veya sektöre yatırım yapmak isteyen kişilerden oluştuğu için yapılan sunumlar da haliyle teknik detaylara fazla değinmeyen sunumlardı.

İlk katıldığım toplantıda ana sponsor AVEA’nın Regülasyondan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Cengiz Anık, Türkiye’de Yeni Nesil Telekom Hizmeti ile iligili kısa bir konuşma yaptı. Daha çok toplantı açılışı havasında geçen konuşmada 3G’nin mobil hayata yapacağı katkılar özetlendi.

Cengiz Anık’tan sonra Dijital Dünyanın Sunduğu Yeni Fırsatlar ile ilgili konuşan Telekominikasyon Kurumu 2. Başkanı Galip Zerey, 3G teknolojisi ile ilgili şu anda yasal düzenlemelerin yapılmasının beklendiğinden ve bunun 60 günü bulabileceğinden bahsetti. Wi-Max ile iligili ihalenin de yakında açılacağını belirten Galip Zerey, Telekominikasyon Kurumu’nun iligili tüm hazırlıklarını tamamladığını, sadece doğru zamanın gelmesini beklediklerini söyledi. Türkiye’de internet servis sağlayıcıları ile ilgili dataları da paylaştığı bölümde, özel sektörün şu anda sahip olduğu %7’lik dilimi en kısa zamanda %20’ye çıkarmak istediklerini ve bununla ilgili düzenlemeleri de yaptıklarını belirtti. Paylaşılan grafiklerde Türk Telekom’un %99’luk pazar payının giderek azaldığı ve özel sektörün pazar payının geçen yıllar ile birlikte artarak %7’lere geldiği açıkça görülebiliyordu. Kablo Net ise %1’lik dilimden öteye geçememişti. Galip Zerey önümüzdeki sene (2009) planlarının ağırlıklı olarak sektörü denetleme olduğundan da bahsetti.

İkinci toplantı IPTV ile ilgili konuşmaların yapıldığı bir toplantıydı. IPTV, Niş İçerik Üreticilerini Bekliyor başlıklı toplantının konuşmacıları Motiwe Genel Müdürü Mete Bayrak, Sevenice / İMM, İş ve Proje Geliştirme Yönetmeni Gökçen Karan, TTNET, IPTV Direktörü Dr. Orhan Coşkun’du.

Uydu maliyetlerinin yüksek olması ve TV kanalı sınırlamaları nedeniyle niş içerik üretimine gerekli önemin gösterilemediği fakat IPTV ile birlikte bu tarz içeriklerin rahatça paylaşılabileceği ve maliyetlerinin düşmesi nedeniyle özellikle içerik üreticilerinin bu konuya ilgi duyabileceğinden bahsedildi. Ancak KabloTV veya Fiberoptik kabloların bile henüz ulaşamadığı yerlerde dahi uydu anteni kurmak ve uydu yayınlarına ulaşmak mümkünken IPTV’nin nasıl uydu yayınlarının yerini alabileceği hakkında bir açıklama yapılmadı.

Öğle Yemeği’nden sonra katıldığım toplantı ise Web Alemi’nin Uçuk İş Fikirleri gibi iddialı adı olan bir toplantıydı. Ancak  tish-o.com Proje Lideri Fatih Demir’in tish-o’nun çoğumuz tarafından bilinen hizmetlerini (kullanıcıların, t-shirtlerini kendi istedikleri foto veya desenlerle süslemeleri ve ürünün kapılarına kadar teslimi) sıralaması ile başlayan toplantı, adı nedeniyle kafamda oluşan imajı bir anda yerle bir etti. Tish-o, bir tekstil şirketi bünyesinde kurulan bir site olduğundan dolayı ilk senelerinde finansman ile iligil bir problem yaşamamış. Bugüne kadar bağlı bulunduğu tekstil şirketinin desteğini arkasına alan tish-o, son zamanlarda kendi ayakları üstünde durabilen bir site haline gelmiş. T-shirtlerin tüm üretimi yine kendi bünylerinde yapan tish-o’da kullanıcıların tasarladıkları herhangi bir t-shirt’ün kargo masrafları da dahil olmak üzere kullanıcıya maliyeti 25-30 YTL civarındaymış. Önümüzdeki günlerde kullanıcıların kendilerine ait t-shirt tasarımlarını sergileyebilecekleri “Mağaza” lar açmalarına da olanak sağlayacak olan tish-o, buradan kazanacağı gelirin belli bir kısmını da tasarımı yapan kullanıcıyla paylaşmayı planlıyormuş.

Fatih Demir’den sonra mikrofonu eline alan e-tohumGoril A.Ş, Kurucusu Burak Büyükdemir ise konuşmasına e-tohum’un uçuk bir iş fikri gibi değerlendirmesine şaşırdığını belirterek başladı ve genel olarak yeni bir iş fikrinin nasıl planlanacağını ve detaylı ve iyi hazırlanmış bir iş planının ne kadar önemli olduğunu anlattı. Kendisine yeni web fikirleri olduğunu belirten insanların genelde çeşitli mazeretler ardına gizlendiğini ve projelerini bir türlü hayata geçiremediklerini söylerken, kimilerinin “böyle karışık bir dönemde yeni iş kurmak pek akıllıca değil, bir süre daha bekleyeyim” derken, kimilerinin de “yatırımcı bulamadığından” yakındığını belirtti. “Ancak böyle düşünmeye devam eden insanların aklında sürekli mazeretler olacak ve düşünülen proje için asla doğru zamanı bulamayacaksınız.” diyerek konuşmasını bitirmek zorunda kaldı; zira zamanı yetmemişti.

Sosyal Ağlarda Oluşan İçeriğin Değeri ve Pazarlaması başlıklı toplantı da beni hayal kırıklığına uğratan toplantılardan bir tanesi oldu. Pronected, Genel Müdürü Hakan Kadir Erdemir, Attabot’un Kurucu Ortağı Seyfi Erol ve Xing AG, Türkiye Ülke Müdürü Hakan Gönenli’nin konuşmacı olarak katıldığı toplantıda karşılaştırılan sadece iki sosyal ağ vardı: Biri Facebook, diğeri ise Xing. Ancak sosyal ağların giderek yükseldiği internet dünyasında sadece iki örnek üzerinde takılıp kalmak bence toplantının adına yakışmıyordu. Özellikte Xing’te oluşan içerik, CV’ler ile ilgili olduğundan sadece kullanıcı bilgilerinin demografik dağılımı ile ilgili bir değerden bahsedilebildi. Facebook’ta yapılanlar ise ortada olduğundan geliştirme anlamında sadece FriendFeed benzeri fikirler türetildi. Oysaki dünya üzerinde var olan pek çok sosyal ağda kullanıcılar, herhangi bir profil bilgisi girmeden veya kendi adları yerine nickname’ler kullanarak içerik yaratmaktalar. Ve bunların çoğu da Facebook veya Xing’de rastlanan örneklerin çok dışında. Bu nedenle üzerinde durulan örnekler ve/veya öneriler konu ile ilgili beklenen bilgileri vermekte yetersiz kaldılar bence. Ancak dikkat çeken bir nokta oldu. O da salonda bulunan 50 kişiden yalnızca birinin herhangi bir sosyal ağda profili bulunmamasıydı. Bu da ileride herkesin bir sosyal ağda profili bulunacağı tezini destekler nitelikteydi.

01.12.2008 Pazartesi günü katıldığım son toplantı olan 3G’nin Medya ve Eğlencenin Gelişimine Katkısı başlıklı toplantı zaten konuşmacıları itibariyle sıkıcı bir havada geçecek gibi görünüyordu. Malesef öyle de oldu. Telekomünikasyon Kurumu (TK), Sektörel Rekabet ve Tüketici Hakları Dairesi Başkanı Dr. Muhterem Çöl’ün başkanlığını yaptığı panelde Tüm Telekominikasyon İşadamları Derneği(TÜTED), Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Dilek Bağdatlıoğlu, Türkiye Telekomünikasyon ve Enerji Hizmetleri Tüketici Hakları ve Sektörel Araştırmalar Derneği (TEDER)/ Türkiye e-Dönüşüm Danışma Kurulu Başkanı Serhat Özeren, Mobil İletişim Sistemleri ve Araçları İş Adamları Derneği (MOBİSAD), Danışmanı Abdullah Raşit Gülhan konuşmacı olarak yer aldı. Genelde “pek sayın, saygıdeğer, aman efenim rica ederim” gibi kelamların havada uçtuğu panelde alabildiğim tek not 3G’nin gelişiminin hayal gücü ile orantılı olacağıydı ki bunu da sanırım salonda bilmeyen yoktu. Ha bir de seyirciler arasında bulunup soru sormak maksadıyla mikrofonu alan ve 3G ile ilgili engin düşüncelerini bizlerle paylaştıktan sonra sözü yanında oturan avukatına veren Mesam Yönetim Kurulu Başkanı Ali Rıza Binboğa’dan telif hakları ile ilgili bir de özet bilgi almış bulunduk.

02.12.2008 Salı günü ise yine konular 3G’nin mobil dünyaya etkisi üzerinde döndüğünden, bence tek kayda değer toplantı Müzik & Medya 2.0: İçerik, Eğlence ve Medayanın Geleceği konulu toplantıydı. Medya futuristi, stratejist ve yazar Gerd Leonhard‘ın konuşmacı olarak katıldığı toplantı, gerçekten de adının hakkını veren ve beklentileri fazlasıyla yerine getiren bir toplantıydı. Her ne kadar müzik ağırlıklı bir sunum da olsa genelde internette bulunan tüm içeriklerin nasıl yönetilmesi gerektiği ve ne tarz gelir modellerinin uygulanabileceği ile ilgili bir konuşma yaptı Gerd Leonhard.

Günümüzde kullanıcıların müzik ve video dosyalarını çeşitli yöntemlerle download edebilmesinin, bu tarz içeriklerin bedavaymış gibi algılanmasına yol açtığını belirten Leonhard, bunu engellemek için başvurulan çeşitli yasal yollar, davalar, para cezaları ve hatta hapis cezalarının bile soruna çözüm olamadığını, sürecin sadece avukatlık firmalarına yaradığını belirtti. Bu nedenle asıl denenmesi gereken yöntemin, zaten içeriği bedava indirmeye alışmış kullanıcıların, legal yollardan ve bir kuruş dahi ödemeden istedikleri içerikleri download edebilmelerinin sağlanması olduğunu söyledi. Bunu gerçekleştirirken de izlenecek gelir modelinin içeriğin pazarlanmasındansa içerik etrafında sunulacak ürünlerin pazarlanması olduğunu vurguladı. Yani siz bir sanatçının albümünü bedava dinletirken, aynı albümün HD versiyonunu veya aynı sanatçının fan ürünlerini kullanıcılara satabilir olmalısınız. Her ne kadar başta, “madem bedavası var, neden para versin kullanıcılar” gibi düşünülse de, kullanıcıların zaten web’de satılan mp3′lere para vermek yerine bunları illegal yollardan edindiklerini göz önünde bulundurulduğunda son derece mantıklı bir yöntem olduğu aşikar. Aynı zamanda bunun gibi bazı değerli içeriklerin kullanıcılara bedava sunulmasının, ilgili web sitesine olan sevgiyi ve bağlılığı da arttıracağını belirten Gerd Leonhard, kullanıcıların sevdikleri markaların ürünlerini almayı daha çok tercih ettiklerini ve hatta onları gönüllü olarak desteklediklerini söyledi.


Müzik özelinde düşündüğümüz zaman yapımcı firmaların, eğer “bu eserlere kullanıcılar para vermeden erişirlerse neden albüm alsınlar ki?” şeklinde bir korkuları olması son derece normaldir. Ancak Leonhard’ın söylediğine göre ilk radyo çıktığında da benzer sesler yükselmiş. Fakat zaman içinde işin gerektirdiği gelir modelleri bulununca korkulan olmamış. Dolayısıyla internetteki içerik yayınının da radyo örneğini göz önünde bulundurarak yapılması gerektiğini belirtti Gerd Leonhard.

Bununla birlikte reklam sektörünün de kendini yenilemesi gerektiği, daha eğlenceli daha izlenesi reklamlar yapılması ve özellikle internette bu tarz yöntemlere yer verilmesi gerektiğinden de bahsetti Leonhard. Kullanıcıların, içeriklere reklamlardan gelen gelirler sayesinde, bedava ulaşabildiklerini anlamaları durumunda ise yayınlanan reklamlara tepki göstermeyeceklerini hatta onları dinlemek/izlemekte bir sakınca görmeyeceklerini söyledi. Eğlenceli olmaları halinde ise zaten bunu yapmak isteyeceklerini belirten Gerd Leonhard, sonuç olarak yeni bir iş sektörüne eski gelir modellerinin uyarlanmaya çalışılmasının bir hata olduğunu, sektörün ihtiyacı olan özgürlük ve eğlenceye izin veren gelir modellerine geçiş yapmanın gerektiğini belirtti.

İşte iki günlük TIME serüvenim böyle geçti efenim. Bazı yerleri mümkün olduğunca uzatmamaya çalışmış olsam da alışılandan daha uzun oldu bu seferki yazım ama umarım çok canınızı sıkmamışımdır.

Yassah Gardaşım!

Cumartesi, Ekim 25th, 2008

blogger banned

Dünyanın en popüler blog sitelerinden Blogger.com da mahkeme kararıyla kapatıldı. Haliyle Blogspot.com da gitti.

Kapanmaya neden olan şeyin ne olduğunu ise tabi ki de bilmiyorum, çünkü kapatılan her websitesinde olduğu gibi bunda da tek bir yazı ile karşılaşılıyor: “Bu siteye erişim mahkeme kararı ile engellenmiştir.

Yani Türkçesi “Yassah Gardaşım!

Hepimiz bu lafı hayatımız boyunca belki de binlerce kez duymadık mı?

Çocukken parka gittiğimizde salıncakta sallanırken ya da çimlerin üstünde gönlümüzce koşturup top oynarken başı kasketli, ağzı düdüklü bir amca gelip “Yassah gardaşım!” deyip bizi kovalamadı mı? Ses çıkarabildik mi? Bir şey sorabildik mi?

Hadi çocukken soramadık nedenini, çekindik, korktuk. Peki büyüyünce ne yaptık?

Televizyon kanallarımız karardığında mesela. Günlerdir beklediğimiz bir program için ekran karşısına geçtiğimizde kapkara bir ekranla karşılaştığımızda ilk olarak ne yaptık? Çoğumuz sustuk. Sadece bu olaydan birebir etkilenenler konuştu önce bizse susmaya devam ettik.

Sonra sıra diğer kanallara da gelip her kanal bir bir kapanınca bizim de kaçırdığımız programların sayısı arttı. Ancak ondan sonra birlik olup ses çıkarmayı akıl ettik. Hala tam olarak istediğimizi elde edemedik ama artık kanallar eskisi gibi zırt pırt kapanmaz oldu.

Şimdi de internetimizi karartıyorlar. Bilgi çağında, demokratik(!) toplumda, bilginin en özgür paylaşıldığı ortamı yasaklıyorlar. Bir video kaydı, bir yazı veya bir fotoğraf yüzünden yüzbinlerce içerik ile onları üretenleri, okuyanları ve paylaşanları cezalandırıyorlar. Tabi ki kitlelerle paylaşılan yayınların belli kurallara tâbi olması gerekir ama hem bu kurallar bu denli katı olmamalı hem de kurallara uyulmaması halinde kitleler cezalandırılmamalı.

Bu gidişe artık dur demek gerekmiyor mu sizce de?

14 – 20 Ağustus tarihleri arasında 400′den fazla web sitesi ve blog sahibi, mahkeme kararıyla erişime engellemeleri protesto etmek ve seslerini duyurabilmek amacıyla, kendi sitelerine erişimi engellemişlerdi hatırlarsanız. Pek çok haber sitesi de bu protestoya yer vermişti haberleri arasında.

Şimdi bunun daha büyüğünü, daha güçlüsünü, daha çok ses getirenini yapmanın tam zamanıdır!

Tepkinizin bol, sansürünüzün eksik olması dileğiyle…

Sistem Çökülmüş

Pazar, Ekim 12th, 2008

Bugün Bilişim Fuarı’nın son günü. 7 Ekim’den beri Beylikdüzü TÜYAP Kongre Merkezi’nde ziyaret edilebilen Cebit Eurasia Bilişim Fuarı bugün sona eriyor. 108 şirketin toplam 393 yeni ürününü tanıttığı fuara 70 ülkeden 150 bin ziyaretçinin bekleniyormuş. Bekledikleri ziyaretçi rakamını tutturabildiler mi bilmiyorum ama keşke Bilişim Fuarı’nı ziyaret edenlerden biri de Ahmet Abi olabilseydi. Bilişim dünyası ve özellikle internet ile ilgili güzide yorumlarını, fuardaki yetkililerle paylaşabilseydi.

“İnternetmiş!!. Kime diyorlar ya bunu? Allah allah…

Ya bu internet nedir ya? Ne ya bu? Gülmem geliyor ya… Uyuz oluyorum ya! Kime diyorlar bunu? Temeli yok ya bunun.

İn-ter-net! Ya bu internet… Ben uyuz oluyorum ya! Kandırıcı ya bu! Kafa karıştırmakta bişi yok yani. Temeli yok bunun ya! Kandırıcı bu! İnanmıyorum. İnanmıyorum buna ben.

Ya bu bilgisayar… Ben uyuz oluyorum kardeşim ya. Bilgisayar aşkı öldürüyor, beyni götürüyor. Adam artık aşk nedir diye… Beyin kalmamış ki o gençte… Uyuz oluyorum kardeşim ya!

Hatırlar mısınız bilmem, bir dönemler chivi.com vardı. Ahmet Abi ile ilgili tüm ses kayıtları ve yazılara oradan ulaşılabiliyordu.

Ama ben ilk “Şok” ile tanımıştım Ahmet Abi’yi. Hani ATV‘de yayınlanan ve Korcan Karar‘ın sunduğu “Şok” programı… Ne eğlenceli programdı o be kardeşim! Abuk subuk bir sürü geyiğe haber kisvesi giydirip ciddi ciddi sunarlardı. Yok aynaya sprey sıkıp, TV’ye aynadaki yansımasından bakınca Cine5‘in şifresi kırılıyormuş da yok tuvaletten fırlayan canavar 3 kişiyi yemek suretiyle öldürmüş de.. :)

Bir de bu haberlere inananlar oluyordu. Cine5′in şifresini kırmak için aynaya sprey sıkanların sayısı hiç de az değildi. Şimdilerde bu Korcan Karar, ana haber falan da sunuyor ya. Ben hiç ciddiyetle izleyemiyorum adamı. Her an bir “Şok Haber” verecekmiş gibi geliyor bana. :D

Neyse işte Ahmet Abi’de Şok’a çıkıp, kısa kısa yorum yapardı ve beni gülmekten kırıp geçirirdi. Sonra internette kayıtları aradığımda chivi.com’a ulaşmıştım. Chivi.com kapandıktan sonra da sezyum.com ile bu ihtiyacımı karşılamaya başladım ama sezyum.com’da da her şey yok haberiniz olsun. Zaten herhalde güncellenmeyeli de yıllar olmuş.

Allahtan ahmetabi.net var. Ahmet Abi’nin vefat etmeden önce yaptığı tüm kayıtlara o adresten ulaşılabiliyor. Dinledikçe hem nostalji oluyor hem de makara kukara.

Rahmetli iyi adamdı. Allah yerini şey etsin. Güzel bi arkadaştı. Neşeliydi. Ahmet Abi neşeliydi. Ama Çinliydi… İyi adamdı. Çinliydi, Japon muydu Çinli miydi bilmiyorum, ama güzel adamdı. Allah rahmet eylesin.

Ahmet Abi – Kırırım Remix

[audio http://ahmetabi.net/muzik/ahmet_Abi_kiririm_bu_bilgisayari02(alt.take).mp3|bgcolor=0x000000|bg=0x000000|leftbg=0xcc3300|rightbg=0xff9933|rightbghover=0xcc3300|lefticon=0xff9933|righticon=0xcc3300|righticonhover=0xff9933|text=0xff6600|slider=0xcc3300|loader=0xff9933|track=0xff6600|border=0xff9933]