Posts Tagged ‘ali sami yen’

Eski Açık Beyaz Dedi

Perşembe, Nisan 2nd, 2009

Efenim dün akşam üzerinize afiyet Ali Sami Yen’deydim. Hemi de Eski Açık’ta! Avrupa Şampiyonu İspanya’yı ağırladığımız ve tıpkı İspanya’daki maçta olduğu gibi dandik goller eşliğinde elimizden kaçırdığımız maçı, tribünde izlemek yine de büyük keyifti. Hava biraz serindi, stada girmek – çıkmak da büyük eziyetti ama yine de Ramos’u olsun Torres’i olsun efenime söyliyeyim Casillas’ı olsun dünya starlarını canlı canlı izlemek hoş bir deneyimdi.

Söylemesi ayıptır Galatasaray taraftarı olduğum için Ali Sami Yen’e çokça defalar gitmişliğim vardır. 1999 – 2000 sezonunda kombinem vardı mesela. Tam da UEFA kupasının alındığı seneye (17 Mayıs 2000) denk düşen bu dönemde haftaiçi maçları da dahil olmak üzere Galatasaray’ın tüm maçlarına gitmiştim. Kombinem kapalı tribünün ortasında olduğu için -ki bu bölüm o dönem “Aslan Tribünü” diye adlandırılıyordu- maça gitmemek de ayıp olurdu zaten. ;)

Daha sonraki sene ise kombine almamıştım ama vakit buldukça maçlara gidiyordum. Hangi tribünden bilet bulursam orada izliyordum maçı. Kapalı Üst, Kapalı Alt, Yeni Açık, Numaralı… Hepsinde maç izlemişliğim vardı da Eski Açık’ta izlemek bir türlü nasip olmamıştı. “Eski Açık Sarı Desene” tezahüratının tavan yaptığı -ki daha sonra UEFA maratonunu anlatan filme bile adını verdi- dönemde oraya bilet bulmak oldukça zordu. Anında bitiyordu biletler.

Ama işte dün akşam Coca Cola’nın göndermiş olduğu davetiye sayesinde ilk defa Eski Açık’ta maç izleme şerefine nail oldum. Aklımda kupa, elimde Coca Cola şeklinde çıkardım hayatın tadını.Vallahi süper de oldu. Ah bir de yenseydik…

Neyse efenim gelelim stada giriş kuyruğu ile başlayıp tribün şovlarla devam eden Eski Açık macerama.

tr-esp-sami-yen

Saat 19.15 gibi Eski Açık kuyruğuna girdim. Kuyruk, önceleri ikişerli sıra halindeydi. Fakat kapıya yaklaştıkça sekizerli, onarlı bir hal aldı. Kapı dediğimde, yanyana iki kişinin zar zor geçebileceği demirden bir şey. Etrafında da polisler var üst-baş araması yapıp, milleti stad alanına alıyorlar. Bir de stada giriş kapısında beklemek gerek falan derken oldu mu saat sana 20.30… Stada girişimizle beraber kırmızı beyaz balonlar kapladı havayı. Tribündeki herkes ellerinde bayraklar, 10. yıl marşını söylüyordu. Hemen maçı rahat rahat izleyebileceğim bir yer buldum ve marşa eşlik etmeye başladım. Evet efenim yer buldum diyorum çünkü çok açık bir Açık kuralı vardır ki yerler numaralı falan değildir. Öyle elinde biletle gelip de “C blok 48 numara benimdi beyefendi kalkar mısınız?” diyene fazla ses çıkarılmaz ama öyle okkalı bir hareket yapılır ki bir daha da unutulmaz.

Maç öncesi 10.Yıl Marşı

Takımlar sahaya çıkarken şovlar da başlamıştı. Eski Açık ve Kapalı’da tribünü kaplayacak derecede büyük bayraklar açıldı. Kapalı’da açılan TTNet’inki idi de bizimkisi hangisinindi göremedim haliyle.Yalnız kardeşim o bayrak da ne pis plastik kokuyormuş ya!! TV’de izlerken süper oluyor, “açsalar bayrağı tekrar da görsek” falan diyor insan ama gel sen ne çektiğimi bir de bana sor!

Bayraklar Altında!

İstiklal Marşı falan derken başlayıverdi maç. Hemen kendini tutamayan iki genç delikanlı sarıldılar meşalelere. Biri benim 2 sıra önümde hafif çaprazımdaydı. Diğeri ise tribünün öbür ucunda. Etraf duman oldu, meşale yandı söndü derken 10 dakika sonra 3 adet polis geldi. Biri sıranın başından, biri arkasından, biri de öbür ucundan girerek, az önce meşale yakan çocuğun koluna girdiler, sessiz sakin götürdüler merkeze. O sırada bir de gol kaçırdı bizimkiler, iyice kaynadı arada vukuat. Olayı gören bayrakçı amca hemen yanıma geldi. “Hava-i Fişek yaktığı için aldılar çocuğu, biraz kurnaz olup yer değiştirseydi yakalanmazdı” dedi. :) Onu bunu bilmem ama polis süper başarılı çalıştı. Hızlı reaksiyon, doğru adam, sakin müdahale…

İkinci yarının başında ise E-5 kenarındaki stadı gören binalardan birinin terasında yandı “hava-i fişekler“. Tam da 3 tane idi. Demek polis bizim tribünden aldığı 2 kişi ve kapalıdan aldığı 1 kişiyi merkeze götürmemiş, terasa çıkarmış. “Ne yakıcaksanız burada yakın çocuklar” demiş. İşte tam da yeşil sahalarda görmek istediğimiz polis tipi be… Bir kez daha tebrikler.. :)

Nereden gelmiş, ne zaman gelmiş bilmiyorum ama yine ikinci yarının başında arkamdaki sıraya bir grup gelmiş. Grubun komiği de tam arkama düşmüş. Adamın tepkiler müthişti. Sayesinde bayağı güldüm vallahi.

  • Top bizim kaleci Volkan’a geliyor. Abi haykırıyor: “Yapıştır!
  • Defans oyuncumuza top geliyor, abi boş durmuyor: “Çak oradan!
  • Top ne zaman Arda’ya gelse: “Amansız ol, Arda!

Yalnız, Arda ne oynadı be kardeşim!

Bu arada madem maç yazısı oldu bu. Bir de maç yorumu yapayım:

Fatih Hoca’nın Emre Belözoğlu ısrarı yakmıştır takımın başını bu da böyle biline…

İstanbul’da Headbang Bir Başkadır

Perşembe, Temmuz 31st, 2008

Metallica için her kim “artık çok yaşlandılar, eskisi gibi müzik yapamıyolarlar” gibi saçma sapan şeyler söylüyorsa bir kez daha düşünsün derim. Hatta iyice bir düşünsün. Hala inatla ve utanmadan aynı yorumu yapıyorsa, bir yerlerden 27.07.2008 Ali Sami Yen konserinin kayıtlarını bulsun ve izlesin; ondan sonra karar versin.

Şahsen ben inanılmaz memnun ayrıldım konserden. Hem performanslarından hem de sahne şovlarından çok etkilendim. Hele “One”ın başında öyle bir gösteri hazırlamışlardı ki, tüm izleyenleri coşturdular.

Saat 18.00 gibi girdim ben Ali Sami Yen’e. Pentagram başlamıştı o sırada. Henüz sahaiçi kalabalığına dalmak için erken olduğunu düşünüp, arkalardan izledim konseri. Konser esnasında uzun bir içecek kuyruğu bekleyişinden sonra bir de bira içebildim. Geçen sene de Rock’n Coke’ta canlı dinlemiştim Pentagram’ı. Sanki o zaman daha çok keyif almıştım. Bu sefer, belki de sahaiçi kalabalığı ile çevrilmediğim için gaza gelememiş olmamdan dolayı şarkılara eleştirel yaklaştığımı fark ettim. Şarkıları bana fazla anadolu geldi. Yok efendim “Şeytan bunun neresinde”  yok efendim “Hepsi bir hepsi Hak’tan” falan…

Ne biliyim yani Pentagram isimli bir metal grubundan beklenmemesi gereken şarkılar bence bunlar. Bir de “Uzun ince bir yoldayım” var tabi… İlk coverlandığı zaman çok orjinaldi belki ama artık o kadar çok bu ve benzeri şarkı var ki…

Pentagram konseri bittikten sonra yavaş yavaş önlere yaklaşıldı. Down konseri, biraz gaza getirmiş olsa da, sabırsızlığın artması nedeniyle fazla uzun geldi bünyeye.

Down konseri sonunda ise artık baya bir sahaiçindeydim ve artık içecek bir şey almak için büfeye gitmek imkansız bir hal almıştı. O kalabalığın içine girildi mi çıkılmamalı, çıkıldı mı bir daha da girilmemeli bence. Gerçi yapılabilir bu tabi ki ama hem aşırı zaman ve meşakat, hem de dönüşte arkadaşlarını bulamama ihtimali… Sonra başka insanların yanına yamanmaca… “Hep beraber eğlenelim, beni de sevin” durumu… Hiç gelemem yani öyle sıkıntıya!

Yarım saatten biraz fazla bir gecikmeyle de olsa sonunda beklenen an geldi. Ve “Babalar” çıktı sahneye. Genelde klasikleşmiş şarkılarını çaldılar. Hatta ilk albümden bile baya parça çaldılar ki ben aslında o albümden 1-2 şarkıdan fazla çalmazlar sanıyordum.

Sonrasını hatırlamıyorum, kendimden geçmişim. :P

Zaten herkes kendinden geçti. Dinleyiciler tüm şarkılara eşlik ediyordu(k) hatta gitar sololarını bile “dıbırıp bıbırıp” diye söylüyordu(k). Tabi bu müthiş ilgi ve katılımdan dolayı Metallica da mest oldu. Onlar bizi kendimizden geçirdiği kadar biz de onları kendilerinden geçirdik desek yeridir. Nası geçirdik.. ? :)

Sonuçta saatlerce ayakta durdum, zıpladım, türkülerden de çaldım, sahnelere çıkıp içtim oynadım ben, gönülden inandım…

Konser bitişinde Lars’ın bizzat kendi ağzından tekrar İstanbul’a gelme sözü çıktı. Artık parmaklarımızı çapraz yapıp bekleyeceğiz ve göreceğiz.

Yalnız bu sefer “yok ben gidemedim”, “yok bilet bulamadım” falan gibi bahanelere sığınmak yok. Hepiniz geleceksiniz, yoksa karışmam.