Mistik Keyif
Cuma, Ağustos 21st, 2009Henüz pek hissedilmedi belki ama yakındır şehre mistik bir havanın çökmesi. Ama siz isterseniz bu süreci kısaltabilir, aşağıdaki play tuşuna tıklayarak etrafınızda mistik bir hava estirebilirsiniz.
Ramazan’ın ilk günlerinde, bünyeler oruca alışana kadar bir gerginlik olur hep. Sabahın ilk saatlerinde hissedilmez ama öğlene doğru başlar kaş çatmalar. Akşamüstü abuk subuk şeylere sinirlenmeler alır yürür. İş çıkışı ise iftara yetişmeye çalışan boş midelerdir artık trafikte yol alan.
Ama merak etmeyin çok sürmez bu gergin hava. En çok on gün sonra alışacaktır bünyeler açlığa. Sonra yüzlerde bir huzur… Hep bir tebessüm… Birbirine yardım eden insanlar, iftar çadırları, ramazan kolileri, çeşit çeşit mahyalar… Rengarenk bir cümbüşe bürünmüş ve acımasızlığından sıyrılmış bir İstanbul.
En çok Sultanahmet’e gitmeyi severim Ramazan’da. Oruç tutmasam da giderim iftara. En kalabalık olan yerlerden birini seçerim. Sabit iftar menüsü olan bir yer olacak ama. Öyle menüden yemek falan seçmemeliyim yani. Herkes aynı şeyi yemeli. Sedir tarzı bir yer de varsa oturabileceğim değmeyin keyfime. Sonra herkesle beraber yenen yemeğin üstüne de bir orta kahve… Ohhh.. Misss….
Eski İstanbul evlerine benzetilmiş seyyar dükkanların önünde gezerim iftardan sonra elimde bir kutu lokma tatlısıyla. Mis gibi mistik havayı ciğerlerime çeke çeke giderim Sultanahmet’in karşısında Ayasofya’nın sağında kalan cafe’ye. Şanslıysam eğer Semazen gösterisi vardır orada. Önce bir nargile söylerim, yanına bir orta Türk kahvesi daha. Oturur izlerim semazenleri Ayasofya’nın gölgesinde, Sultanahmet’in ışıkları altında.
Bu Ramazan da mutlaka gideceğim bahsettiğim yerlere. Tavsiye ederim siz de gidin. Pişman olmayacaksınız. Hem bakarsınız karşılaşırız belki orada, karşılıklı nargile tüttürürüz.
Hepinize keyifli Ramazanlar!

