Posts Tagged ‘basterds’

Şerefsiz Piçler

Salı, Eylül 1st, 2009

inglorious basterdsSinemalara geldiği 21 Ağustos tarihinden beri koşa koşa gidip izlemek istediğim bir filmdi “Soysuzlar Çetesi“. Kısmet bugüneymiş.

Efenim filme gitmeden önce konu ile ilgili hiçbir bilgim yoktu. Sadece Nazilerle ilgili bir film olduğunu biliyordum, o kadar. Ne filmle ilgili yazılanları okudum ne de kamera arkası görüntülerini izledim. Hatta fragmanını bile izlemekten kaçındım. Filmi daha önce izleyen arkadaşlarıma da bana konu ile ilgili bir şey söylememelerini tembihledim. Bu taktik, benim aşırı merak ettiğim her film için uyguladığım bir taktiktir. Perdede gördüklerimin tamamen sürpriz olmasını isterim.

Zaten hastası olduğum Quentin Tarantino’nun bu filmdi de her yönden harikaydı. Kurgu, çekimler, renkler, sahneler… Her şey mükemmeldi. Hele ki film müzikleri… Yine harika şarkılar seçilmiş film için ve yine çok doğru sahnelerde kullanılmış.

Oyunculuk ise tabi ki de çok başarılıydı. Brad Pitt‘in oyunculuğu bir yana, film boyu kullandığı aksanına bayıldım. Ama özellikle Hans Landa rolündeki Christoph Waltz‘a hayran kaldım. O kadar güzel oynuyor ki, “şaka herhalde” diyor insan içinden. Ayrıca Hans Landa’nın sorgular esnasında kullandığı tekniklere de hasta olmadım desem yalan söylemiş olurum.

Shosanna Dreyfus rolündeki Mélanie Laurent, Joseph Göbels rolündeki Sylvester Groth ve çok sevdiğim ve perdede adını görünce içimden “yuppi” dediğim, Hugo Stiglitz rolündeki Til Schweiger bence rollerinin hakkını katbekat vermişler. Adolf Hitler rolündeki Martin Wuttke ise elinden geleni yapmış, belki kimilerine göre çok da güzel oynamış ama Hitler rolü denince benim aklıma “Der Untergang“‘daki müthiş hatta inanılmaz oyunculuğu ile Bruno Ganz geldiği için ister istemez ve hatta malesef Bruno:1 – Martin:0…

Tarihi karakterleri barındıran bir film olmasına rağmen kendini tarihe bağlı kalmak zorunda hissetmemiş olması, filmin en sevdiğim yanlarından biri oldu. Aksi takdirde yine bildik bir Nazi filmi izlemiş olacaktık. Ayrıca hikayenin Nazi Almanyası yerine Paris’te geçiyor olması da ayrı bir güzellik. Ayrıca filme ingilizce kadar Avrupa dillerinin de hakim olması kulaklarımı şenlendirdi doğrusu. Uzun süredir Almanca’nın bu denli yoğun konuşulduğu bir film de izlememiştim, duymak iyi geldi. Hemi de Hochdeutsch :)

Tarantino, film içinde hoş sürprizler yapmanın yanı sıra kendine ait imzaları çakmaktan da geri kalmamış. Yine chapter by chapter anlatım, bol kan, gerçekçi vahşet ve tabi ki ayaklar…

quentin-tarantinoEğer ki Tarantinosever bir şahsiyetseniz kesinlikle kaçırmayın bu filmi. Büyük ve kaliteli bir perdede izleyin filmin keyfine varın. Kızlar, siz de lütfen kan-man gördüğünüzde ıyk, vıyk demeyin, perdede gördüklerinizin üzerinizde denenmesine zemin oluşturmayın!! Höyt!

Ha bu arada yazıyı yazarken bir yandan da filmin soundtrack’ini arıyordum. Onu da buldum. Hatta bulmakla da kalmadım, indirdim bile. İsterseniz siz de buradan indirebilirsiniz. Bu da size kıyağım olsun. ;)