Sosyalleşsen Bir Dert, Sosyalleşmesen Ayrı Dert
Pazar, Ocak 18th, 2009
Her şey mIRC ile başadı.
#zurna başta olmak üzere çeşitli sohbet kanallarında sanal muhabbetlere daldık. O sıralar okuldan bir arkadaşım, sadece bizi ve bizim gibi olanları biraraya toplamak üzere bir sohbet kanalı açtı. Sayımız azdı ama son derece sadık kullanıcılardık. Başka illerden arkadaşlarımız bile oldu. “Artık gerçekten tanışmanın vaktidir” diyerek Çiçek Pasajı‘nda bir buluşma düzenledik. Sanal ortamda tanışmış 20 kişi… Kimse birbirinin gerçek adını bilmediğinden sadece nickname’lerle birbirimize hitap etmiştik. Çok garip ama bir o kadar da eğlenceli bir gün olmuştu.
Bu yaşananlar, kanalı kuran arkadaşımı fazlasıyla gaza getirmiş olmalı ki, sohbet kanalında hepimizin online olduğu bir anın screenshot’ını alıp t-shirt’e bastırmış. Bastırdığı t-shirt’ü de giyip okula geldi birgün. Hepimiz “woaaw” nidaları ile ortalığı inletirken arkadaşımızın ağzından sihirli bir cümle çıktı: “Adambaşı 5 milyon verin. Size de yaptırayım birer tane!” Hiç düşünmeden verdik tabi paraları. Sonra ne t-shirt geldi ne de başka bir şey! Gerçi ben yıllar sonra aynı arkadaşın 25 YTL vererek satın aldığı bir t-shirt’e, henüz ambalajından dahi çıkaramadan el koymak suretiyle borcunu ödemesini sağladım tabi ama olan mIRC kanalımıza olmuştu bile.
Sonra “O-oo” sesi ile göünllere taht kuran ICQ dönemi başladı hayatımda. Abuk subuk numaraların ezberlendiği ve bu durumun normal kabul edildiği, hatta az haneli ICQ numarasına sahip olmanın ayrıcalık sayıldığı bir dönemden bahsediyorum. mIRC’in pabucu dama atılmış, yalnızca tanıdıklarımdan oluşan bir arkadaş listesi ile yoluma devam ediyordum artık. Sonra listem o kadar çok insanla doldu ki… Sadece “merhabam” olan insanlar bile listeme girmeye başladı. Oysa ben herkesi istemiyordum ki listemde, ama kimseye de hayır diyemiyordum.
Ben de MSN ile tanışır tanışmaz MSN’e geçmeye karar verdim. ICQ’daki hesabımı da silmedim ama. Yalnızca çok samimi olduğum ve her zaman görüşmek istediğim insanlara MSN adresimi veriyordum. Diğerlerine de “Benim MSN’im yok ya, ICQ numaramı vereyim” diyordum. Sonra ne oldu nasıl olduysa bir anda herkes sözleşmiş gibi ICQ’dan vazgeçti. Herkes MSN adresimi sormaya başladı. “Yok ben kullanmıyorum.” falan deyince artık eskisi kadar inandırıcı olmadığımı farkedince vermek zorunda kaldım MSN adresimi. O liste de kontrolden çıktı böylece.
Ben de gTalk‘a geçtim. Ama bir türlü sevemedim gTalk’ı. Soğuk geldi bana. Hem zaten onun da sonu diğerleri gibi olacak diye fazla önem vermedim oradaki hesabıma.
Facebook çıktığında yalnızca arkadaşlarımı toplayabileceğim bir yer buldum diye sevinmiştim. Uzunca bir süre de öyle devam etti. Ama artık tıpkı MSN adresi örneğinde olduğu gibi Facebook hesabı olmayan kullanıcı sayısı oldukça az olduğundan dolayı “Yok benim Facebook’um” diyemez oldum. Şimdi Facebook’umda yüzlerce kişi var. Babamın arkadaşları bile var listemde. Reddetmek ayıp olur diye herkese onay veriyorum. İş kontrolden çıktı. Limited Profile ayarları yapmaktan gına geldi. Hiç merak etmediğim insanların bile hayatlarında neler olup bittiğinden haberdarım. Niye ki?
Bir de şimdi yeni bir salgın başladı. Herkes komik veya ilginç olduğunu düşündüğü, videolar başta olmak üzere her şeyi News Feed üzerinden paylaşmaya başladı. “Tam forward maillerden kurtuldum, oh artık rahatım” derken News Feed’e yakalandım yani.
Bakalım bu Facebook çılgınlığı nereye kadar gidecek?
Ya da soruyu başka bir şekilde soracak olursam:
Facebook’tan sonra kime sarılacağım ben?
