Kulakmemesi kıvamında
Pazartesi, Mart 22nd, 2010
Cumartesi akşamı uzun zamandır görmediğim ve çok da özlediğim bir arkadaşımla rakı muhabbeti yapmak üzere buluşmaya karar vermiştik. Tam evden çıkmak üzereydim ki telefonum çaldı. Arayan arkadaşımdı ve diyordu ki: “Abicim benim bir çocukluk arkadaşım var onun sevgilisi ve iki Hollandalı misafiri de bu akşam fasıla gidiyorlarmış. Onlara mı katılsak?” İçi fasıl aşkıyla yanıp tutuşan bu teklife hayır demek mümkün olmadı tabi… :)
Saat 20.00 gibi İstiklal Caddesi’nde buluştuğumuzda hala nereye gideceğimizi bilmiyorduk. Birkaç farklı yere rezervasyon yapmıştı arkadaşlar gerçi ama kiminin menüsü içlerine sinmemişti kimininse sunduğu masa, müzik vs… İşte tam o sırada Garibaldi’ye mi gitsek diye bir öneri geldi birinden.
Daha önce hiç gitmemiştim, hatta İstiklal’de böyle bir yer olduğunu bile bilmiyordum. Verdiler elime telefonu aradım hemen mekanı. İkinci dakikanın sonunda 6 kişilik rezervasyonumuz hazırdı. Böylece rezervasyon yapılan toplam mekan sayısına bir yenisi daha eklenmişti. İstanbul’un yarısı bizi yemeğe bekliyordu ama biz hala kararsızdık. En sonunda kararı Hollandalı misafirlerimize bırakmaya karar verdik ki bu yazı tura atmak gibi bir şey oldu.. :)
Neyse ki kızlar manipülasyona çok açıktı ve uzun süredir canı fasıl çeken zat-ı şahanelerim tarafından ikna edilmek suretiyle ekip halinde Garibaldi’ye doğru yola koyulduk.
Efenim Garibaldi, Odakule’nin hemen yanındaki Perukar Çıkmazı’nda bulunmakta. Son derece hoş, nezih bir mekan. Hizmet de güzel, yemekler de. Ama bence en iyisi fasıl ekibinin sahnede yer alıyor olması ve solistleri ile birlikte çok hoş bir repertuar sunarak geceyi keyiften keyife sürüklemesi. İnsanın kulağının dibine klarnet sokulmadan ya da kafasında darbuka patlatılmadan rakının ve müziğin tadına varmak pek ala bir şeymiş mirim.
Rakılar içildikçe ve muhabbet koyulaştıkça abuk sabuk mevzular da konuşulmaya başladı masada. Bunlardan biri de kına gecesi adetini duyan ve merak eden Hollandalı kızların kına yakma ile ilgili bilgi almak istemesiydi. Tüm ritüel gayet güzel anlatılmaktaydı kızlara ta ki konu “kınanın tuttuğunu nasıl anlarız?” sorusuna gelen kadar. Hadi gel de “kulakmemesi kıvamı” nı çevir ingilizceye..!?!
Kına yakımını anlatan arkadaşımızın o noktaya gelince elini kulağına götürmesi ve ıımmhhh diyerek kelime arayışına girmesi, bugüne kadar sadece bir tane Türkçe kelime öğrenmiş olan Hollandalı kızın gözlerinin parlamasına neden oldu ve sonunda bu kelimeyi cümle içinde kullanabilmenin verdiği heyecanla:” Kulakmemesi!!” diye bağırdı.. :) Meğerse Amsterdam’da bir kebapçıda döner yerken, kebapçı teyze bu kıza mesleğinin sırlarını anlatırken bu kelimeyi de öğretivermiş.
Bu sohbet, samimiyetin son noktaya ulaşması anlamında önemli bir kırılma noktası oldu. Ondan sonrasında ise gelsin rakılar, gitsin şarkılar… Amman sabahlar olmasın.. :)
