Friday, March 12, 2010

Bugün Benim Doğumgünüm

Posted by Patavatsız Köstebek On Temmuz - 1 - 2009

pastaŞaka gibi ama ben bugün 1 yaşımı doldurdum.

Göz açıp kapayıncaya kadar geçen bu bir senede 124 yazı yayınlamışım. Bunların 35 tanesinin de PataSong olduğunu düşünürsek 89 adet dolu dolu yazı… Bundan bir sene önce birisi bana gelse ve deseydi ki “Sen 4 günde bir yazı yazabilirsin, PataSong’ları saymıyorum bile…” derdim ki “Abuk subuk konuşup adamın asabını bozma leayn! Ben kim o kadar kelimeyi ardarda dökmek kim?” Bugün ise 4 günde 1 yazı ortalamasının çok düşük olduğunu, bunu aslında 2 günde 1′e indirebileceğimi düşünüyorum.

Bu arada sizlerden gelen 77 adet yoruma da çok çok teşekkür ederim. Bilmenizi isterim ki her gelen yorum, yeni yazılar yazmam konusunda beni motive etti. Ne zaman admin panelimde onay bekleyen bir yorum görsem çocuklar gibi şen oldum.

Yorum yazan elleriniz dert görmesin inşallah.. :)

Ben yazmaya devam edeceğim, siz de okumaya devam ederseniz bunun gibi daha çoook yıl deviririz birlikte.

Tarih Kokan Sacher Torte

Posted by Patavatsz Kostebek On Kasım - 24 - 2008

devletsah.com‘da “Bir Kutu Sürpriz” isimli yazıyı okuduktan sonra Avusturya mutfağının en güzel ve en ünlü pastalarından biri olan Sacher Torte ile ilgili birkaç satır da ben yazmak istedim.

Efenim şimdi sene 1832′de dönemin ünlü Avusturyalı dilpomatlarından Prens Klemens Wenzel von Metternich, çok önemli bir davet verme arifesindedir ve her şeyin mükemmel olmasını istemektedir. Kendisinin tatlı ve pastalara düşkünlüğü bilindiğinden dolayı tüm davetliler heyecanla o akşam tadacakları yeni lezzetleri beklemektedirler. Kralın da bu yemeğe davetli olması, geceye ayrı bir anlam kattığından dolayı Prens, aşçılarına daha önce hiçbir yerde servis edilmemiş bir pasta yapmalarını ve önce kralın daha sonra da tüm davetlilerin uzun süre bu tadı unutmamalarını sağlamalarını istemiş.

Ancak gel gör ki davete iki gün kala aşçıbaşı ateşler içinde kıvranarak yataklara düşmüş. 16 yaşındaki çırak Franz Sacher, ustasını iyileştirmek için elinden geleni yapmış ama sonunda iş başa düşmüş. Daha önce tek başına hiçbir pastayı baştan sona yapmamış olduğundan dolayı aşçıbaşı endişe hatta korku içindeymiş ama yapacak da bir şey yokmuş.

Genç Franz kapatmış kendini mutfağa ve ustasından gördüğü ve aklında kaldığı kadarıyla pastayı yapmaya başlamış. Ancak önceden planlanan bir şey olmadığı ve davete sadece bir gece kaldığı için alışveriş yapmak mümkün değilmiş. Bu nedenle Franz da o an mutfakta olan malzemeleri kullanarak bir şey yaratmak zorunda kalmış. Önce çikolatalı keki yapmış sonra onu iki kata ayırıp, katların arasına Prens’in en sevdiği kayısı marmelatını bolca sürmüş, sonra da üstüne çikolata eritmiş. Çeşitli denemelerin sonunda, sabaha karşı bulduğu bu çözümle mutfakta uyuyakalmış.

Büyük gün gelip çattığında, yemekler yenip, şaraplar içildikten sonra sıra yeni pastayı tatmaya geldiğinde Franz Sacher, mutfakta akibetinin ne olacağını merak eder bir biçimde ellerini kavuşturmuş bekliyormuş. Önce kralın yüzü gülmüş, daha sonra da tüm davetliler ve tabi ki Prens Kelemens Wenzel von Metternich’in.

İşte dünyaca ünlü Sacher Torte böyle doğmuş.

1876′da Franz’ın oğlu Eduard Sacher, Viyana’da hemen Opera binasının arkasında kalan Hotel Sacher‘i açmış. Dönemin diplomatlarını ve aristokrasi sınıfını biraraya getiren otel, Eduard’ın ölümünden sonra işleri karısının devralması ile birlikte kısa sürede dünyanın sayılı otelleri arasına girmiş.

1965 yılında, bilinmeyen bir nedenden dolayı Eduard Sacher’in oğlu Franz Sacher Jr., Sacher Torte’nin tarifini Viyana’nın ünlü pastahanelerinden biri olan Demel‘e satmış. Sonra da iki kurum arasında çıkan “orijinal Sacher Torte kimin?” kavgası mahkemeye kadar taşınmış. Mahkeme ise duruma hem çok adil hem de çok yaratıcı bir çözüm bulmuş. Hotel Sacher’de yapılan pastanın adı “Original Sacher Torte” olarak kabul edilmiş ve Demel ise “Original Eduard Sacher Torte” adı ile yetinmek zorunda kalmış. Tabi sırf isimler değişmemiş aynı zamanda tarifte de ufak bir değişiklik yapmak gerekmiş. Hotel Sacher tarifi orijinal haliyle ile korur ve kayısı marmeladını iki çikolatalı kekin arasına sürerken, Demel katların üstüne marmelatı sürmek durumunda kalmış.

Sacher Torte’yi hem Hotel Sacher’de hem de Demel’de defalarca yemiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki kayısı marmelatını, çikolatalı kek katlarının arasına sürünce daha bir güzel oluyor pastanın lezzeti. ;)

J’adore Chocolatier Café!

Posted by Patavatsz Kostebek On Ekim - 28 - 2008

Edith Piaf - La Foule eşliğinde okuyunuz!

Geçen pazar akşamüstü, İstanbul mis gibi yağmur kokarken, kahve içmek ve yanında tatlı bir şeyler yemek maksadıyla bir arkadaşımla beraber İstiklal Caddesi’nde bir cafe’ye gittik. Emir Nevruz Sokak’a belki de bugüne kadar hiç girmemişimdir. Sadece Rejans’ın orada olduğunu bilirim o kadar. Oraya da zaten gitmek hiç kısmet olmadı. Bizim gittiğimiz cafe, Rejans’ın karşı sırasında köşede ufacık bir yer.

J’adore Chocolatier Café!

Kapıdan girer girmez, kendinizi bir fransız filminin setinde hissediyorsunuz. Son derece beyefendi bir şef karşılıyor sizi önce. Ancak siz o sırada kapının hemen karşısına denk gelen vitrinde duran çeşit çeşit pastalara, birbirinden lezzetli görünen çikolatalara kendinizi kaptırdığınız için adamcağızın ne dediğini ilk başta duyamıyorsunuz. E biraz ayıp oluyor tabi.. Aman dikkat!


Giriş katta oturacak masa olmadığından, vitrinde gördüğünüz pastalardan birini parmakla işaret edip, ağzınızın suyunu akıtarak: İşte bundan! diyorusunuz ve ahşap merdivenlerden üst kata çıkıyorsunuz. Tabi ki de ne yiyeceğinizi üst kata çıkmadan önce seçmek zorunda değilsiniz ama ben kendimi tutamadım. =)

Üst kat sanki evin salonu.. Duvarlarda Montmartre esintisi taşıyan tablolar çok şık apliklerle aydınlatılmış. Tavan biraz alçak ama o da son derece sıcak bir hava katmış. Cam kenarında yer alan iki kare masanın dışında küçük yuvarlak masalar var üst katta. Etrafında da evlerin salonlarında bulunan cinsten sandalyeler, masaların üzerinde beyaz örtüler ve fonda chansonlar.

Siz masanıza oturur oturmaz garson, elinde kocaman bir sürahi ve kristal bardaklarla geliveriyor. Sürahinin içine atılmış olan iki dilim limon ve nane yaprakları daha serinletici bir etki katıyor suya, kristal su bardakları da cabası.

Ve beklenen an geliyor. Genellikle Lindt çikolataları kullanılarak yapılmış, hiçbir şekilde malzemeden çalınmamış, hatta bol bol kullanılmış koca dilim pastalar… Yanında da enfes kahve… Ben Davidoff içtim ama siz isterseniz tabi ki diğer çeşitleri de tercih edebilirsiniz. Bu arada iyi ki sadece kahve söylemişim krokanlı pastamın yanına. İkisi birbirini güzel dengeledi. Peki Cheesecake’in yanına sıcak çikolata söyleyen arkadaşım ne yapsın? Gerçi kendisi dengelediğini iddiaa ediyor ama külahıma anlatsın bunları! Kaşığın bile çikolatadan!! Ne dengesinden bahsediyorsun?

Ama inanılmaz bir sıcak çikolatası var buranın. Bir de o çikolatadan kaşığı daldırı daldırıveriyosun içine bir de ısırı ısırıveriyorsun.. Off süper ya! Aynı zamanda gıda mühendisi de olan arkadaşımın dediğine göre bir Belçika’da bir de J’adore Chocolatier Café’de içmiş böyle bir sıcak çikolatayı. Şimdi açık konuşalım: İnsan, bir gıda mühendisi yorum yapınca daha bilimsel bir şey bekliyor di mi? Yok ama işte, bizimki böyle! Ben de derim Belçika’daki gibi olmuş diye… Ama şimdi belki umursamazsınız neme lazım gibisinden referans gösteriyim dedim kendisini. Ama cidden olmuş yani. Harbiden de Lö Beljik!

Servis de çok iyi J’adore Chocolatier Café’de. Garsonlar çok efendi, çok saygılı. Ortam nezih, müzik güzel, kahve güzel, çikolata güzel, yine gidecek ben!

Siz de gidin efenim, bu keyiften mahrum kalmayın.

J’adore Chocolatier Café
Beyoğlu
İstiklal Caddesi
Emir Nevruz Sokak No:22 (Mısır Apartımanı’nın karşısı)
Panigia kilisesinin girişinde sağda

Not: En üstteki resmi saadettopcu.blogspot.com adresinden aldım. Gönül isterdi ki kendisine link vereyim hatta resmi de birtakım efenime söyliyim alengirli yollara başvurmak zorunda kalarak download etmek yerine o adresten çağırayım da şöyle de böyle de ama elden ne gelir? Yassah Gardaşım!