Issız Adam’a Kayıtsız Kalmak Ne Mümkün
Pazar, Aralık 14th, 2008
“Issız Adam” öyle emin adımlarla yürüyor ki bu duruma kayıtsız kalmak mümkün değil artık. Aslında filmi izleyeli iki haftadan fazla oluyor ama filmin insanlar üzerindeki etkileri görmek için bir süre bekledim film hakkındaki fikirlerimi yazmadan önce. İyi ki de beklemişim.
Her yer “Issız Adam” oldu film yayına girdiğinden beri. Televizyon programları, dergiler, radyolar… Hepsi filmden ve filmin müziklerinden bahseder oldu. Her yerde bu şarkılar çalıyor artık. Özellikle de Beyoğlu sokaklarında. Beyoğlu’nun resmi soundtracki oldu sanki “Issız Adam” ın film müzikleri. Değişik bir hava kattı İstiklal’e.
Ama kabul edelim bu işin kaymağını yiyen Nil Burak oldu. Aslında Ayla Dikmen‘in “Anlamazdın” şarkısı iken filmin ana müziği, Ayla Dikmen malesef hayatta olmadığından dolayı Nil Burak davet ediliyor her yere. Tüm programlarda, filmde de çalan “Yalnızım Ben” şarkısını playback olarak söylüyor. Canlı da söyleyemez mi? Tabi ki de söyler ama filmde kullanılan kayıt, Nil Burak’ın gençlik yıllarında
sahip olduğu incecik sesi ile gerşekleştirilmiş bir kayıt olduğu için şu anki sesini kullanmıyor. Malum, yıllar geçtikçe insanın sesinde de türlü değişiklikler oluyor. Mesela daha bir kalınlaşıyor. Beyaz Show‘a konuk olduğunda ısrar üzerine canlı seslendirmeye çalıştı Nil Burak “Yalnızım Ben“i ama filmdeki tadı veremedi haliyle. (Bu arada Nil Burak’ın resmi websitesi, tıkırakatıkatak şeklindeki darbuka melodisi ile açılıyor. Onu bir an önce “Yalnızım Ben” ile değiştirseler fena olmaz. )
Ayla Dikmen’in şarkısından sonra Semiramis Pekkan‘ın “Bana Yalan Söylediler” şarkısıdır benim ikinci favorim. Semiramis Pekkan’ı ise göremiyoruz hiç bir programda. Acaba davet mi etmiyorlar yoksa kendisi mi davetleri kabul etmiyor bilemiyorum ama ben onu da görmek istiyorum ekranlarda.
Ayrıca Hümeyra, Sibel Egemen ve Michel Fugain‘in de şarkıları var filmin soundtrackinde. Soundtrack’te yer alan diğer şarkıları da Bora Ebeoğlu‘nun (Oya-Bora‘nın Bora’sı)başını çektiği Aria grubu yapmış.
İşte bu kadar! Bu filmin bana kattığı tek şey müzikleri. Geri kalan hiçbir şey yeni değildi benim için. Ne mekanlar, ne yaşamlar ne de dialoglar.
Ağırlıklı olarak Galata ve Tünel’deki mekanlar kullanılmış filmde, ki zaten sıkça dolaştığım yerler. Yaşamlar ve özellikle de Alper’in yaşamı genel hatları ile bana hiç yabancı gelmedi. İlişkilerindeki tutarsızlık, sıkıya gelememesi, bağlanmaktan kaçınması, iş ciddiye binince darlanması ve yalnızlığı seçmesi fazlasıyla tanıdık. Dialoglar ise bence klişelerle dolu. Öyle “vay be, ne laf etti!” diyebileceğim hiçbir cümleye rastlayamadım filmde. Özellikle de Ada’nın sözlerinde. Sıkça duyduğumuz, basit tabirler…
Yalnız, sevişme sahnesindeki dialogların son derece güzel olduğunu ve sahnenin ruhunu çok iyi anlattığını da belirtmezsem filme haksızlık etmiş olurum.
Ayrıca filmde bazı kareler vardı ki onlar da hakikaten başarılı idi. Gerçi İtalyan ve Fransız filmlerinde benzerlerine sıkça rastlanabilecek karelerdi ama Türk sinemasında az bulunan şeyler bunlar. Bu tarz çekimler ve müzikler için Çağan Irmak‘ı tebrik ediyorum ama senaryonun üzerinde biraz daha fazla çalışılsaymış fena olmazmış.
Yine de başarılı bir film olduğunu söylemeden edemeyeceğim.
Umarım bu tarz filmlerin devamı gelir.
