Posts Tagged ‘viyana’

Babylon’da Makossa & Megablast

Çarşamba, Mayıs 13th, 2009

doublemoonremixedŞimdi size bir cümle kuracağım içinde geçen bazı kelimelerden dolayı çok heyecanlanacaksınız. Yani en azından ben öyle oldum. Siz de kesin olursunuz diye düşündüm.

Doublemoon Remixed Volume 2‘nin yayınlanması şerefine 16 Mayıs Cumartesi gecesi Babylon‘da Makossa & Megablast konseri var!

Zaten Doublemoon ile Babylon’un adının bile aynı cümle içinde geçmesi yeterince heyecan verici iken bir de Avusturya’nın en ünlü DJ’leri Makossa & Megablast’ın bunlara eklenmeleri çok bomba olmuş. Ayrıca belirtmeden geçemeyeceğim: Gecenin görsellerini de son dönemin başarılı fotoğraf sanatçılarından Yağmur Kızılok hazırlamış.

Aranızda kimdir bu Makossa & Megablast diye soranlar varsa diye… Efenim şimdi bu DJ arkadaşlarımız özellikle Viyana’da çok tanınan isimler. Ama ünleri sırf Viyana ile sınırlı kalmamış dünyaya da taşmış. Çok keyifli, eğlenceli müzik yapan bu zat-ı muhteremlerin hikayelerini birazcık anlatayım istiyorum.

Makossa adıyla tanınan Marcus Wagner-Lapierre, Viyana DJ arenasının en önde gelen isimlerinden biri. 1980′lerde DJ’lik yapmaya başlayan Makossa, 1995′de Avusturya’nın en ünlü radyolarından biri olan ve benim de Viyana’da olduğum günlerde severek dinlediğim FM4‘ü kurdu. Ayrıca Makossa 13 senedir Mc Sugar B ile de bir Cumartesi show’u olan “Swound Sound System“‘i hazırlayıp sunuyor. Makossa son 10 yılda 20′den fazla compilation albüm yayınladı.

Makossa’nın ekürisi Megablast adıyla tanınan Sascha Weisz ise 1990′ların başında DJ ve prodüktörlüğe başladı. Dub, reggae ve hip-hop’tan etkilenerek müziğe başlayan Megablast, daha sonra acid house, tribal ve elektro tarzlarına yöneldi. Megablast 2003 yılında ilk albümü “Creation” ile eleştirmenler ve müzikseverlerden tam not almıştı.

Bence 16 Mayıs Cumartesi gecesi bizi çok eğlenceli bir parti bekliyor. Fakat bu kadar bilgi size yetmediyse bir de aşağıdaki videoya göz atmanızı tavsiye ederim. Gaza gelmeniz işten bile değil… ;)

Getürkte Kempelen

Salı, Nisan 28th, 2009

Turk-1İlk defa Viyana’dayken duymuştum Almanca’da “getürkt” diye bir laf olduğunu. Kelime anlamıyla “türkleştirilmiş” manasına gelen bu söz, düzmece/sahte/taklit anlamında kullanılıyordu.

Açıkçası ben o an bu kelimenin, Türklerin çalışmak üzere Almanya’ya akın ettikleri dönemden kısa bir zaman sonra Almanca’ya girmiş olabileceğini düşünmüştüm. Hatta “artık bizimkiler ne dolandırmışlarsa Almanları, adamlar terim üretmek zorunda kalmış durumu anlatmak için” demiştim kendi kendime.

Oysa ki Macar mucit Wolfgang von Kempelen diye bir adam varmış. Her şey de onun başının altından çıkmış.

Efenim Serdar Kuzuloğlu‘nun 27.04.2009 tarihli yazısında bahsetmiş olduğu üzere Wolfgang von Kempelen diye bir adam varmış. Macar olduğu kadar mucit de olan bu zat, 1770 yılında çok acayip bir icat ile tanıştırmış dünyayı. Türk adını verdiği bu alet, insan rakibine karşı satranç oynayan, dönemin Türk tarzında kıyafet giymiş bir tür kuklaymış. Bir elindeki nargile marpucuna benzer uzun sigara ağızlığı ve ifadesiz yüzüyle rakip deviren cinsten bir kukla…

Napoleon Bonaparte dahil pek çok ünlü ismi mat etmeyi başaran bu kuklanın sırrı ise ancak 1854 yılında kadar saklanabilmiş. Kukla’nın sergilendiği ABD’nin Philadelphia şehrindeki Çin Müzesi yanınca, kukla da yanmış sayılmış ve haliyle kül olup gitmiş. “Yorgan gitti, kavga bitti” misali kuklanın son sahibinin oğlu John Kearsley Mitchell de bir satranç dergisine verdiği röportajda Türk’ün sırrını açıklayıvermiş.

Efenim meğerse Türk’ün içinde minyon yapılı bir satranç ustası gizliymiş ve bütün oyunu o oynamaktaymış! Seyircilere cihazın içini gösteren kapaklar da açılış sırasına göre sürekli içindeki asıl oyuncuyu gizlemektelermiş. Satranç masasını taşıyan dolabın içindeki üstad, cihazın içindeki kollarla Türk’ün ellerini kumanda ederek yıllarca rakiplerini devirmeyi başarmış.

Belki Kempelen, satrancın da bir nevi savaş olduğu düşüncesinden yola çıkarak, icat ettiği makineye Avusturya – Macaristan’ın o dönemki en büyük düşmanlarından biri olan Türklerin adını vermeyi uygun bulmuş ve bu sayede Türk’e rakip olmak isteyenlerin sayısını arttırmış olabilir, ama bu esnada çevirdiği dolapların ceremesini de bize yüklemeyi ihmal etmemiş.

Meğer “getürkt” kelimesinin faili biz değilmişiz. Her şeyin sorumlusu Wolfgang von Kempelen’miş. Biz sütten çıkmış ak kaşıkmışız da haberim yokmuş.

Yersen…  (ben yemeyi seçtim vallahi! :) )

Tarih Kokan Sacher Torte

Pazartesi, Kasım 24th, 2008

devletsah.com‘da “Bir Kutu Sürpriz” isimli yazıyı okuduktan sonra Avusturya mutfağının en güzel ve en ünlü pastalarından biri olan Sacher Torte ile ilgili birkaç satır da ben yazmak istedim.

Efenim şimdi sene 1832′de dönemin ünlü Avusturyalı dilpomatlarından Prens Klemens Wenzel von Metternich, çok önemli bir davet verme arifesindedir ve her şeyin mükemmel olmasını istemektedir. Kendisinin tatlı ve pastalara düşkünlüğü bilindiğinden dolayı tüm davetliler heyecanla o akşam tadacakları yeni lezzetleri beklemektedirler. Kralın da bu yemeğe davetli olması, geceye ayrı bir anlam kattığından dolayı Prens, aşçılarına daha önce hiçbir yerde servis edilmemiş bir pasta yapmalarını ve önce kralın daha sonra da tüm davetlilerin uzun süre bu tadı unutmamalarını sağlamalarını istemiş.

Ancak gel gör ki davete iki gün kala aşçıbaşı ateşler içinde kıvranarak yataklara düşmüş. 16 yaşındaki çırak Franz Sacher, ustasını iyileştirmek için elinden geleni yapmış ama sonunda iş başa düşmüş. Daha önce tek başına hiçbir pastayı baştan sona yapmamış olduğundan dolayı aşçıbaşı endişe hatta korku içindeymiş ama yapacak da bir şey yokmuş.

Genç Franz kapatmış kendini mutfağa ve ustasından gördüğü ve aklında kaldığı kadarıyla pastayı yapmaya başlamış. Ancak önceden planlanan bir şey olmadığı ve davete sadece bir gece kaldığı için alışveriş yapmak mümkün değilmiş. Bu nedenle Franz da o an mutfakta olan malzemeleri kullanarak bir şey yaratmak zorunda kalmış. Önce çikolatalı keki yapmış sonra onu iki kata ayırıp, katların arasına Prens’in en sevdiği kayısı marmelatını bolca sürmüş, sonra da üstüne çikolata eritmiş. Çeşitli denemelerin sonunda, sabaha karşı bulduğu bu çözümle mutfakta uyuyakalmış.

Büyük gün gelip çattığında, yemekler yenip, şaraplar içildikten sonra sıra yeni pastayı tatmaya geldiğinde Franz Sacher, mutfakta akibetinin ne olacağını merak eder bir biçimde ellerini kavuşturmuş bekliyormuş. Önce kralın yüzü gülmüş, daha sonra da tüm davetliler ve tabi ki Prens Kelemens Wenzel von Metternich’in.

İşte dünyaca ünlü Sacher Torte böyle doğmuş.

1876′da Franz’ın oğlu Eduard Sacher, Viyana’da hemen Opera binasının arkasında kalan Hotel Sacher‘i açmış. Dönemin diplomatlarını ve aristokrasi sınıfını biraraya getiren otel, Eduard’ın ölümünden sonra işleri karısının devralması ile birlikte kısa sürede dünyanın sayılı otelleri arasına girmiş.

1965 yılında, bilinmeyen bir nedenden dolayı Eduard Sacher’in oğlu Franz Sacher Jr., Sacher Torte’nin tarifini Viyana’nın ünlü pastahanelerinden biri olan Demel‘e satmış. Sonra da iki kurum arasında çıkan “orijinal Sacher Torte kimin?” kavgası mahkemeye kadar taşınmış. Mahkeme ise duruma hem çok adil hem de çok yaratıcı bir çözüm bulmuş. Hotel Sacher’de yapılan pastanın adı “Original Sacher Torte” olarak kabul edilmiş ve Demel ise “Original Eduard Sacher Torte” adı ile yetinmek zorunda kalmış. Tabi sırf isimler değişmemiş aynı zamanda tarifte de ufak bir değişiklik yapmak gerekmiş. Hotel Sacher tarifi orijinal haliyle ile korur ve kayısı marmeladını iki çikolatalı kekin arasına sürerken, Demel katların üstüne marmelatı sürmek durumunda kalmış.

Sacher Torte’yi hem Hotel Sacher’de hem de Demel’de defalarca yemiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki kayısı marmelatını, çikolatalı kek katlarının arasına sürünce daha bir güzel oluyor pastanın lezzeti. ;)